Kendini ateşe atan serçe

Edith Piaf
Edith Piaf, unutulmaz sesiyle hiçbir zaman mutlu olamayacağına inanmış yılların efsanevî Fransız şarkıcısı, diğer bir deyişle 'kaldırım serçesi’. “Aşksız ne yapabilirim ne de şarkı söyleyebilirim.” diyen sanatçının üvey kız kardeşi Simone Bertaut tarafından kaleme alınan yaşam öyküsü Kaldırım Serçesi, Agora Kitaplığı’ndan yeniden yayımlandı.

Bu kapsamlı biyografide, Piaf’ın, “Sen benim belleğimsin, dikkat et bunun için. Hiçbir şeyi unutma.” dediği Simone’un gözünden şarkıcının iç burkan dünyasını okuyoruz. Orijinali 1969 yılında çıkan ve Türkiye’deki ilk baskısı 1975 yılında E Yayınları’nca yapılan kitap, hüznün, hastalıkların, skandal evliliklerin ve bağımlılıkların pençesinden kurtulamayan şarkıcının hayatını ilk elden anlatıyor. Kitabın sayfalarını çevirdikçe derin bir hüznün yanında, acının kavurduğu bir hayat çıkıyor karşımıza. Aslında çoğumuz aşinayızdır onun sesine; kimi zaman Beyoğlu’nda gezerken eşlik etmiştir bize, kimi zaman unutulmaz filmlerde (Er Ryan’ı Kurtarmak’ta örneğin). Yıllar öncesine dönelim; ilk olarak 1983 yılında Başar Sabuncu, tiyatro perdesine taşımıştı ‘Kaldırım Serçesi’nin hayatını. Ne var ki tiyatro, salon sorunu yüzünden perdelerini kapatmak zorunda kalmış, bereket 1990 yılında Engin Cezzar’ın rejisiyle televizyona aktarılmıştı Piaf’ın hayat hikayesi.

‘Kaldırım Serçesi, 1915’te sokak lambasının altında, kendi öyküsü gibi katran karası bir yolun kenarında dünyaya gelir. Annesi Maillard, Almanlar tarafından kurşuna dizilen genç bir İngiliz kadın casusun (Edith Cavell) anısına, ona bu adı verir. Fakat kısa bir süre sonra Edith’in, “nüfus kütüğüne kayıtlı bir anneden başka bir şey olmayan” diye tanımladığı annesi, kızını iş bahanesiyle büyükannesine bırakıp terk eder. Kötü şartlarda büyüyen Edith’i babası büyükannesinin yanına bırakır. Henüz 4 yaşındayken menenjit hastalığına yakalanan küçük kız kör olur. Edith’in âmâlığı zamanla kendiliğinden geçer. (Ama yıllar sonra hayatının her safhasında yüreğinde taşıdığı kızı bu hastalığın pençesinden kurtarılamayacaktır.) Küçük Edith, babası ile pek çok yer dolaşır. Para kazanmak için pek de nezih olmayan mekânlarda şarkı söylemeye başlar. Kitabın yazarı Simone bu yıllarda, on üç yaşındayken tanışır üvey ablası Edith’le. Bu tanışma, onun hayatını hepten değiştirir. Fabrika işçiliğini bırakır, ablasıyla birlikte sokaklarda şarkı söyleyerek akrobatlık yapar. Simone, şarkıcının adım adım yükselişinin en büyük tanığı olur ve yıllarca yanından ayrılmaz. Kitapta, Simone’un kıskançlıkları, ablasına kızgınlıkları, Edith’in hükümranlığı, hemen hemen her sayfada karşımıza çıkıyor.

Sevmek neye yarar?

Çalıştığı kabarenin sahibi Leplée, bir gün Edith’e, Giovanna olan soyadını değiştirmeyi önerir ve ona, “Sanırım buldum adınızı: Piaf.” der. Afişler hazırlanır: “Gerny’s’te sokaktan sahneye çıkan kaldırım serçesi, küçük Piaf.” Edith, önce bu isme pek alışamasa da kardeşine, “Biliyor musun Momone; Küçük Piaf pek de kötü gelmiyor kulağa. Sanırım, Piaf adının kişiliği var. Küçük bir serçe tatlı şey. Ötüp durur. Şendir, ilkbahardır, biziz işte, ne yani! Aptal değil bu adam...” der. Sokaklar Piaf için bir konservatuar, yalnızlığında da sığındığı yer olur.

Piaf’ın tüm dünyada tanınması 1946 yılında sözlerini kendi yazdığı ‘La Vie En Rose’ isimli şarkıyla gerçekleşir. Ancak bu yükseliş, önce kızı Marcelle, sevgilileri Louis Leplée, Marcelle Cerdan ve daha pek çok ismin etkisiyle uyuşturucu ve alkole saplanmış, içten içe kendini yıkmaya başlamıştır. Buna rağmen hep aşktan dem vurmaktan da vazgeçmez Edith, “Aşk neye yarar?/ Aşk anlatılmaz/ Öylesine bir şeydir/ Bilinmeyen yerden gelir/ Ve birden kavrar insanı/ Sevmek neye yarar?” Kitapta, Piaf’ın ‘Pembe Hayat’tan ‘Mavi Şarkı’ya, ‘Eski Askerler’den ‘Bir Günlük Âşıklar’a milyonları etkileyen parçalarının nasıl doğduğunu, oynadığı filmlerin öyküsünü buluyoruz.

İlerleyen yıllarda yorulmuştur Piaf; konserlerde ayakta duramaz haldedir; ama vazgeçmez. Ülke ülke dolaşır, sesini tüm dünyaya duyurmak ister. Hayatının son günlerini kendinden 20 yaş küçük yeni kocası Theo Sarapo’yla beraber Fransa’nın güneyinde geçirir. Cenazesi Fransa’nın dört bir yanından akın eden yüz binlerce kişinin katılımıyla Paris’in gördüğü en görkemli törenlerden biri olur. Kaldırım Serçesi, ardında 200’ü aşkın şarkı, Fransız müziğine kazandırdığı Yves Montand, Charles Aznavour, Gilbert Becaud, Georges Moustaki gibi isimler ve binlerce frank tutarında borç bırakır. Simone, kitabın sonunda “Edith ölmedi, turneye çıktı, bir gün dönecek.” diyor. Attila İlhan da Piaf’ın ölümü için, “"Gerçekte, kıyısından köşesinden bizim de tanıdığımız eski bir Fransa’nın ölmesi demekti.”" diye yazmıştı. Piaf, kuşkusuz, önceki kuşaklar için böyle anlamlar taşıyordu. Ama sesi bugünün kuşaklarının kulaklarında da yıllar yılı çınlayacak. Kaldırım Serçesi, kâh aşkı kâh hüznü söyleyerek uçmaya devam edecek.

Kitap Zamanı
Sayı: 19
06.08.2007

Comments