Filistin direnişçi sesini yitirdi

Mahmud Derviş
Avusturyalı filozof Wittgenstein 'Üzerine konuşulamayacak şeyler hakkında susmalı.' der. Bu suskunluktan nasiplenenlerden biri de ölümdür. Ancak İlhan Berk 'Şairler mutlaka ölümü çalışmak zorundadırlar.' nidasıyla sessizliğin bozulmasını ister. Ölümü en iyi anlatan şairlerdir şüphesiz ve belki bu yüzden bir şairin ardından çoğu kez ölümü mırıldandığı bir mısraı başlığa çekilir. 

Çağdaş Filistin şiirinin önde gelen isimlerinden Mahmud Derviş de bir sabah kalkıp ölümü uzun uzun şöyle yazmıştı bir şiirinde; "Ölümlerden geliyorum şarkı söyleyerekten/ Geliyorum yaşamak için." Gün geldi aynı hakikat onun da kapısını çaldı ve 'gökte yapılıp yere indirilen şehir' şairsiz kaldı. Mahmud Derviş, önceki gün 67 yaşında ölüme yürüdü.

Amerika'da geçirdiği açık kalp ameliyatından sonra durumu ağırlaşan usta şair, ardında kül olmuş kentlerden, mermilerin gölgesinden seslendiği şiirler bıraktı. Uzun yıllar Filistin direnişini şiirlerinde anlatan Derviş, konferanslar verdi, işgalin sesi oldu. Bıçaklar düşlerine kadar girmiş olsa da kendi deyimiyle 'şiirlere sığındı'. Filistin'de bu 'direnişçi ses'in ardından üç gün süreyle yas ilan edildi. Naaşının salı günü Ramallah'ta olması beklenen Mahmud Derviş, geçtiğimiz yıl İstanbul'da düzenlenen Şiiristanbul'un onur konuğuydu. Pek çok okuru onu merakla bekliyordu, lakin kalp spazmı geçirdiği için gelemedi.

Şiirleriyle İsrailli işgalcileri taşa tuttu

Hem Arap edebiyatında hem de Filistin'in mücadelesinde önemli bir yere sahip olan Mahmud Derviş, Celile'de doğdu. 1948'de ailesiyle birlikte İsrail'in katliamından kaçarak Lübnan'a yerleşti. 1955-56 yıllarında ilk şiirlerini yazan Derviş'in hayatı sürgünlerde geçti. 1960'lı yıllarda ortaöğrenimini sürdürürken, İsrail hükümeti tarafından üç kez tutuklandı. 1980-82'de Lübnan'da Sabra-Şatila katliamını yaşadı, 1983-87 arasında Kıbrıs Rum kesiminde, 1988-95 arasında Paris'te yaşamak zorunda kaldı. Şiirlerinin büyük kısmını hapiste yazdı. Şiirleriyle İsrailli işgalcileri adeta taşa tuttu. 

Düşmana "Ölürsem, ey böcekler, vücudumu didik didik edin!" diye korkusuzca seslendi. Derviş yaşadıklarını söyle anlatıyordu: "Çocukluğum, tüm halkımın dramıyla ilişkili olarak, kişisel dramımın başlangıcı oldu. 1948 yazının o gecesinde, dingin bir köyde atılan mermiler ayırım gözetmedi. Altı yaşındaydım, zeytinliklere, sonra dağlara koşar buldum kendimi; bazen yalınayak, bazen yere kapaklanarak. Korkuyla ve susuzlukla geçen kanlı bir geceden sonra Lübnan denen ülkede bulduk kendimizi."

İlk şiirlerini yayınladığı sıralarda 'Toprak' cephesinin çalışmalarına katıldı ve Filistin direniş şiiri, bu cephenin dergi ve bültenlerinde yeşerdi. İşgal altındaki Hayfa'da yayınlanan El-İttihad gazetesi ve El-Cedid dergisinin yöneticiliğini, Filistin El Sawra adlı siyaset ve edebiyat dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. 1964'te ilk şiir kitabı 'Zeytin Yaprakları'nı, 1970'te 'Filistinli Sevgili'yi yayınladı. 1973-80 arasında sırasıyla 'Gecenin Sonu', 'Uzak Bir Sonbaharın Hafif Yağmuru', 'Celile'de Kuşlar Ölür', 'Düğünler', 'Uykudan Uyanıyor Sevgilim', 'Yedinci Deneme' kitapları yayımlandı. 

Sabra-Şatila katliamının ardından 'Beyrut Kasidesi'ni yazdı ve bununla 1984'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü kazandı. 1996'da 'Unutulanı Anmak' adlı anlatı-romanı yayımlandı. 2003'te Nazım Hikmet Şiir Ödülü'nü aldı. Şubat 2007'de Mısır'daki 'Kahire Uluslararası Şiir Şöleni'nde ödüle layık görüldü. Bir şiirinde "İstemem, ey tanrım/ Hafif yük istemem ben senden/ Sen bana yükün en ağırını ver." diye seslenen usta şair, ötelere doğru yol aldı, okurlarına ise ondan geriye ölüm kadar ağır bir yük kaldı. 

Wittgenstein haklıymış meğer, zira bu yükün altından kalkmak pek de mümkün değil.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
11/08/2008

Comments