'İstanbul'da, kırk yıl öncesinin İtalya'sında gibiyim'

Fotoğraflarını ilk görünce insanı içine çeken bir şey var. Adeta bir şiirin dizeleri kuşatıyor sizi. Minik bir kurgu yapıp 60'lı yıllarda fotoğrafladığı İtalya'nın şairlerinden Cesare Pavese'nin "Sokak lambalarının sessiz ışıkları süslüyor / geceyi tepeleri ve caddeleri/ Yüksek yapılar arasında bitkin günün/ uzayıp giden sancılanan yalnızlığı" mısralarını herhangi bir fotoğrafına kondurmanızı önersek hiç de gözünüzü tırmalamayan bir hal çıkacaktır ortaya.

Aslında o da bu derinliğin farkında. Tevazu gösterip kenara çekilse de fotoğraflarını önümüze seriyor. Eğilip bakınca Fransız edebiyatının usta ismi Tahar Ben Jelloun'un onun için yazdığı şiirleri hatırlıyorsunuz. Fotoğraf dili gayet saf. Renklerin ve gölgelerin onu ne derece cezbettiğini hemen fark edebiliyorsunuz. Bu tutkunun temelinde çocukluğunun Fas'ta geçmesi yatıyor. Söz konusu fotoğrafçı, Bruno Barbey... Magnum Photos üyesi sanatçının 1960'larda İtalya'da çektiği 50 fotoğraftan oluşan 'İtalyanlar' serisi, Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu'nda sergileniyor. Daha önce Mayıs 68 olaylarını anlattığı fotoğraflarıyla yolu İstanbul'a düşen Barbey, bu kez 60'ların İtalya'sına götürüyor. Barbey'in İtalyan serisinin öyküsü ise bir hayli evvele uzanıyor.

Her şey kırk yıl önce başlar. Pilot olmayı düşünse de fotoğraf eğitimi almakta karar kılar. İsviçre'nin saygın bir fotoğraf okuluna yazılır. Kısa sürede sıkılır. Çünkü öğrencilerin çoğu reklâm fotoğrafçılığı ile uğraşmaktadır. 20 yaşındayken İtalya'daki sıra dışı hayatlar onu çok etkiler. İtalya sokaklarında elinde makinesiyle köşe bucak gezinir. Kuzeyden güneye kadar dolaşır. Sokak çocukları, rahibeler, işçiler, dilenciler, mafya üyeleri... Hepsi objektifine takılır. Peşine düştüğü insanların fotoğrafla sorunları yoktur. Gayet rahattırlar. Bu da onun işini kolaylaştırır. Dört yılın sonunda ortaya fotoğrafçıların, yayıncıların ve ajansların dikkatini çeken bir seri çıkar.

Yıllar sonra İtalya seyahatini duygusal bir yolculuk olarak açıklayan Barbey, bu projenin amacını, "bir ulusun ruhunu yakalamak, İtalyanların portresini genel hatlarıyla sunmak" şeklinde açıklıyor. Yeniden İtalya'ya dönüp baktığında ise pek çok şeyin değiştiğini görüyor. Bazı mekânlarda eski İtalya gözünün önüne gelse de büyük gelişmeler yaşanmış. Tevazu göstererek 'büyük bir fotoğraf kültürüm yok' diyen Barbey, İtalyanları çekerken hissiyat olarak kendini 'Amerikalılar' adlı serinin sahibi fotoğrafçı Robert Frank'a daha yakın gördüğünü anlatıyor.

Bruno Barbey'i en çok etkileyen, "derin tarihi birikimleri olan kadim coğrafyalar ile o coğrafyaların insanları". Belki bu yüzden İstanbul onun için bu kadar cazip duruyor. Türklerin İtalyanlara çok benzediğini söyleyen sanatçı, her gelişinde sessiz sedasız Türkleri de fotoğraflıyor. "Kırk sene önce Napoli'de nasıl dolaşıyorsam şimdi de İstanbul'da aynı atmosferde gezindiğimi hissediyorum." diyen Barbey, önümüzdeki yılın Fransa'da 'Türk Mevsimi' olduğunu hatırlatıyor. Sanatçının sınırlarını zorlayarak yeni projeler üzerinde çalıştığını öğreniyoruz. Siyah beyazın 'önemli' olduğu zamanlarda akranlarından ayrılarak nasıl 'renkli'nin cazibesini gözler önüne serdiyse yeni yetme bir fotoğrafçı çevikliği ile dijitale uyum sağladığını müşahede ediyoruz. Hazırlamakta olduğu 'Brezilyalılar' çalışması bunun en güzel örneği.

O, 'Savaş fotoğrafçısı değilim.' dese de bu bir tutkudur Bruno Barbey için. Filistin'e, Vietnam'a, Kuveyt'e, İran'a, Irak'a giderek savaştan kaçanları çeker. Ve tarihe görsel belgeler bırakır. 1966'da Magnum'a katıldıktan sonra savaştan savaşa koşturduğu için derinliğin biraz daha arka planda kaldığını söylüyor. Şimdilerde daha çok derinliğe odaklanan işler yaptığını anlatan sanatçı, "Kısa ve yakın olaylara gidiyorum. Mesela Obama'nın başkanlık törenine gittim. Bu tür şeyler çok uzak olmadığı için gidebiliyorum." diyor. Barbey'in 'İtalyanlar'ı 14 Mart'a kadar görülebilir.

Selahattin Sevi - Musa İğrek, İstanbul
14/02/2009
Zaman Gazetesi

Comments