Amasya'dan bir davet mektubu

Şehirleri anlatan albümlerin en güzel tarafı, o kente doğru yola çıkmak için içinizde bir arzuyu depreştirmesidir. Bazen bir fotoğraf karesi bir şehri sevmenize, kalkıp ona doğru gitmenize vesile olabilir. Bazen şehir insanı çağırır, bazen insan ona gider. Şehirlerin tarihi insanlık kadar eskidir derler, hele ki bu şehir, koca bir imparatorluğun şehzadelerini misafir etmişse, orada görülecek çok şey, dinlenecek çok hikâye vardır.

İçinden ırmak geçen şehirler daha sıcak ve coşkuludur. Susuz şehirler ise biraz eksik, biraz da hüzünlü... Ferhat ile Şirin'in hikâyesini kucaklayan bir şehir var karşımızda. Onların öyküsü ki Hilmi Yavuz'un "sevda derinlerdedir, oysa Ferhat / üstünü kazmada dağın" dizeleriyle ete kemiğe bürünür. Amasya Valiliği Kültür Yayınları'ndan çıkan 'Amasya Güzellemesi', bu yazılan sözlerin hemen kıyısında duruyor. Tıp tarihi ve deontoloji öğretim üyesi ve aynı zamanda fotoğrafçı olan Adnan Ataç'ın hazırladığı fotoğraf albümü, sanki gözlerimize bakıp, 'bir şehri sevmek için illa görmeniz gerekmez, fotoğraflarına bakarak da tutulabilirsiniz ona' diyor.

Amasya, içinden ırmak geçen, yalıboyunda kurulmuş zarif konaklarından bir zamanlar tambur sesleri, hüzzam şarkılar yükselen kadim bir şehir... İlginç coğrafi yapısı ve pek çok medeniyetin izlerini barındırmasına rağmen kabuğunu kırıp maddi ve manevi güzelliklerini dünyaya açamamış bugüne kadar. Şimdilerde yeni yeni kendini tanıtmak, bir turizm kenti olmak istiyor. Bir fotoğraf albümü var elinizde. Amasya'nın davet mektubu gibi... Yedi bin beş yüz yıllık bir kentin içindesiniz. Yıldırım Bayazıt, Çelebi Mehmet, Fatih Sultan Mehmet, III. Murat gibi Osmanlı şehzadelerinin yanı sıra Zenbilli Ali Efendi, Sabuncuoğlu Şerafeddin, Hattat Şeyh Hamdullah ve Ziya Paşa gibi simaların yürüdüğü yollardan geçiyorsunuz, bir tarihin içinden geçer gibi. Amasya Kalesi, Büyük Ağa Medresesi, Haliliye Medresesi, Sultan II. Bayezid Külliyesi, Halifet Gazi Kümbeti, Torumtay Türbesi, Bimarhane (Darüşşifa), Burmalı Minare, Gökmedrese, Gümüşlü, Bayezid Paşa ve Fethiye camileri... Gittikçe uzayan bir fotoğraflar silsilesi yanınız sıra yürüyor.

Zamanda bir seferdesiniz... Antik çağdan Selçuklu'ya, oradan Osmanlı'ya uzanan bir maceranın içinde sürükleniyorsunuz. Amasya'nın bin bir hali, hâlâ cazibesini koruyan dokuları fotoğraflardan da olsa sizi mest ediyor. 1861'de şehre gelen seyyah G. Perrot, Amasya'yı "Anadolu'nun Oxford'u" diye tarif eder. Fotoğraf albümünün sayfalarını çevirdikçe, seyyahın ne kadar haklı olduğunu görüyorsunuz. Şehrin içine kutu kutu yerleşmiş medreseler, başka bir zamanı ve sonsuz hikâyeleri fısıldıyor. Tarihî binaların yanı sıra, kentin dört bir yönden görüntüsü, Yeşilırmak ve Yalıboyu evleri, şehrin sakinleri de fotoğraflanmış albümde. Sabahın ilk ışıklarında ve karanlığın kalbinde bir Amasya'ya duruyor sessizce.

'İNSAN YAŞADIĞI YERE BENZER'

Edip Cansever, "İnsan yaşadığı yere benzer." der. Amasya sakinlerinin fotoğrafları da bir insanın yaşadığı bir şehre ne kadar denk düştüğünü gösteriyor. Benzerlikler kendini ele verirken, bir şehre tutulmanın cazibesini Yahya Kemal ve Baudelaire'in üzerinden anlamaya çalışıyorsunuz. Birinin İstanbul'u, ötekinin Paris'i her dem şiirlerinde yüzünü gösterir. Şehrin, insanın ruhuna kattığı halleri anlatmak zor olsa da kendini suya salmış bir Amasya'nın coşkusu, şehrin her zerresine yansıyor.

Zarif konaklar, kentin iki yakasını bağlayan köprüler, nakış nakış işlenmiş medreseler, rengârenk bezenmiş camiler... Hep insanı 'bir şeye' çağırıyor. Italo Calvino, "Görünmez Kentler" adlı kitabında "Bir kente hayran kaldığın şey, onun yedi ya da yetmiş harikası değil, senin ona sorduğun soruya verdiğin cevaptır." sözü bu çağrının büyüsünü anlatabilir belki de.

Osmanlı saray mutfağı

Amasya Valiliği, şehzadeler şehrinin mutfağının Osmanlı saray yemeklerini etkilediğinden hareketle 2008'de Osmanlı Saray Yemekleri yarışması düzenler. Osmanlı saray mutfağını yansıtan bu yemekler Amasya Valiliği Kültür Yayınları'ndan Osmanlı Saray Yemekleri adıyla yayımlandı. Dünyaca ünlü şeflerin saray mutfağını keşfe çıktığı kitapta, bir imparatorluğun damak zevkinin ne derece yüksek olduğunu görüyorsunuz. Kitaptaki birbirinden leziz tarifler bir medeniyeti daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
20/07/2009

Yorumlar