Bu da Bienal açılımı

Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi No: 5. Çocuk cıvıltılarının, zil sesine karıştığı günlerin yıllardır duyulmadığı altı katlı kâgir bir bina. Eşiğine vardığınızda Türk bayrağı ve okulun minik tabelası olmazsa kutu kutu pencereli binayı Şişli'de, her an kapısından birilerinin çıkıp "Buyurun nereye bakmıştınız?" diye soracağı koca bir apartman sanabilirsiniz.

Burası 1875 yılında Feriköy Avukat Caddesi'nde açılan ve 1900'de Abide-i Hürriyet Caddesi'ne taşınan, 2003'ten beri de öğrencisi olmadığı için hizmet vermeyen Feriköy Rum Okulu. 11. Uluslararası İstanbul Bienali'nin üç sergi mekânından biri. Yaklaşık altı yıldır eğitim yapılmayan okul, Bienal'le kahverengi boyalı devasa kapılarını sanata açacak. Böylece şimdilerde pek çoğumuzun dilinde dolanan bir nevi 'açılım' yaşanacak.

11. Uluslararası İstanbul Bienali'nin açılmasına beş gün kaldı. Şehrin dört bir yanına afişler asılıyor. Bienal'in üç mekânı boya, badana, temizlik ve ilaçlama işleriyle hazır hale getirilirken küratörler, sanatçılar, işçiler, mekân sorumluları kısacası Bienal'e 'bulaşmış' herkes hummalı bir şekilde çalışıyor. Açılmayı bekleyen kutular, kablolar, projektörler, perdeler, masalar, sıralar... Bu kargaşa içerisinden çıkacak birbirinden renkli işler için düzenlenmeyi bekliyor. Bu telaşın son güne kadar süreceği kesin. Zira 40 ülkeden 70 sanatçı ve sanatçı grubunun 120'den fazla projesini derleyip toplamak pek kolay olmasa gerek.

Bu yoğunluk arasında 11. Uluslararası İstanbul Bienali'nin dört küratörünü bulup biraz nabız yokladık. Kısa bir hatırlatma. Bu yılki Bienal, başlığını Bertolt Brecht'in Üç Kuruşluk Opera adlı oyundaki 'İnsan Neyle Yaşar?' adlı şarkıdan alıyor. 12 Eylül-8 Kasım arasında yapılacak Bienal'in küratörlüğünü, kurulduğu 1999 yılından bu yana çalışmalarını Hırvatistan'ın Zagreb kentinde sürdüren küratör kolektifi, WHW/What, How& for Whom (Ne, Nasıl ve Kimin İçin) üstleniyor. WHW, dört kadın küratörden oluşuyor: Ivet C'urlin, Ana Devic', Natacha Ilic' ve Sabina Sabolovic'. Bienal'in üç sergi mekânı Fındıklı'daki 3 numaralı Antrepo, Tophane'deki Tütün Deposu ve Şişli Feriköy Rum Okulu. Bunlardan en dikkat çekeni ise Rum Okulu.

'OLABİLDİĞİNCE ÖĞRETİCİ OLMAK İSTİYORUZ'

WHW'ye "Neden Feriköy Rum Okulu?" diye soruyoruz. Uzun bir cevap geliyor ekipten: "Brechtyen bir yaklaşımla yola çıktık. Kültür kurumlarını ve eğitimi sorgulamak istedik. Bu okul bizim için biçilmiş bir kaftandı. Yıl boyunca öğrencisi yok. Ayrıca mekânın mimari ve teknik özellikleri de bizi bu seçimi yapmaya yöneltti. Bienal'i kurgularken bir fikrimiz vardı: Eğitici yanı olması. İnsanlar Bienal'i gezdikçe hem bizim kurduğumuz kavramsal çerçeve hakkında, hem kendileri hakkında hem de dünyanın geri kalanı hakkında bir şeyler öğrenip çıksınlar. Okul mekânı da bizim öğretici temamızı vurguluyor."

Peki, bu seçimde politik bir mesaj var mıydı? Ekibin ağzından "evet ve hayır" cevabı birlikte çıkıyor. Oluşturmaya çalıştıkları konseptin içinde azınlıklardan da söz ettiklerini söylüyorlar. "İnsan ne ile yaşar?" konusunun içinde bu konu da var. WHW, "Buranın bir Rum okulu olduğunu elbette biliyorduk. Bununla ilgili özellikle bir şeyin altını çizmedik. Bunu izleyiciye bıraktık." diyor.

Feriköy Rum Okulu'nda yaklaşık 20 sanatçının işi yer alacak. Antrepo ve Tütün Deposu'nun birbirine yakınlığı düşünülünce Feriköy Rum Okulu uzak diye bahane edenler olabilir; ama buradaki 'açılım' sanatseverleri çekebilir. 11. İstanbul Bienali'nin neler bırakacağını şimdiden kestirmek zor. "Olabildiğince fazla öğretici olmak ve izleyicinin kafasında farklı konu başlıkları, kavramlar sorular oluşturmak istiyoruz." diyen ekip bakalım, Türkiye sanat ortamına neler öğretecek?

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
07/09/2009

Comments