Oct 2009

  • Takım elbiseli bürokrat ordusunun arasında, elinde kocaman bir anahtar ile usul usul geziniyor. İlerlemiş yaşına rağmen öteye beriye konan gözlerine yetişmek zor. Kendini bir sevince kaptırmış gidiyor. Kül rengi kasketi ve şalvarıyla baştan ayağa bir Anadolu insanı. Kalabalık dindikten sonra yanına yaklaşıyoruz. Bir şeyler anlatmanın heyecanıyla kelimeleri peş peşe düşürüyor: “Eyvandaki selsebilden akan su doğum,…

    Read more →

  • Önce minik bir tembih: Az sonra neyzen Hacı Emin Dede’den aktaracaklarımızı ‘sır’ bilip kimseye söylemeyin(!). Son dönem Osmanlı’sının en önemli mutasavvıf, şârih ve musikişinaslarından Ahmed Avni Konuk’un (1868-1938) talebesi Ha­cı Emin De­de, çıraklarına şunu söyler: “Ah­med Av­ni Bey, It­rî-i za­man­ idi. Ama siz bunu başkalarına söylemeyiniz.” Bazen öyle kitapların içine düşersiniz ki onu okuyup bitirdikten…

    Read more →

  • Karşıda yaşlıca bir ses. Pek dertli: “20. yy tiyatro konusunda damgası vurmuş bir isimdi. Komünist olduğu için biraz uzak duruldu ama şimdi her kesim ona korkmadan yaklaşabiliyor. Ama gelin görün ki yeni nesil onu hiç okumuyor, kitapla alakaları yok.” Malum 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nin başlığı ‘İnsan Neyle Yaşar?’. Bu şarkı Bertolt Brecht’in Elisabeth Hauptmann ve…

    Read more →

  • Elli altı yaşında bir derginin ‘evvel’ine gidelim önce. The Paris Review, Paris’te Harold L. Humes, Peter Matthiessen, George Plimpton tarafından 1953’te yayımlanmaya başlar. İngilizce olan dergi pek çok edebiyatseverin, yazarın, şairin kısacası dünya edebiyatının ‘cümle kapısı’ olur. Yılda dört kez çıkan dergi, özellikle yaptığı röportajlarla sağlam bir gelenek oluşturur. Truman Capote, Ernest Hemingway, William Faulkner,…

    Read more →

  • Türk bayrağına sarılı tabutla içeri girerken derin bir sessizlik hâkimdi. Salonun merdivenlerinde, balkonunda bekleşen herkes Avusturyalı filozof Ludwig Wittgenstein’in ‘Üzerine konuşulamayacak şeyler hakkında susmalı.’ sözünü duymuş gibiydi. Ölümün geride bıraktığı bu suskunluk bir yana, birbirine yakın duran insanlar, bir teselli arıyordu. Anılar zihinlerde kare kare yan yana geliyor, oradan da tabutun önüne düşüyordu. Bu kez…

    Read more →

  • Paint in tubes seemed artificial to him. It was as though the soul of a muralist from a very old age had in some way mixed with his. He was constantly seeking colors he could call his own. One day, during his search for the natural, he found a formula in a book about prehistoric…

    Read more →

  • Sema Kaygusuz Yazar Sema Kaygusuz, Yere Düşen Dualar adlı ilk romanından sonra, Hızır’ın peşine düştüğü ‘Yüzünde Bir Yer’ romanıyla çıkageldi. Ardına koyulduğu ‘sır’ onu kendi hikâyesine çıkardı. İlk meselesi Hızır olsa da bu yolculukta babaannesinin yaşadığı ama asla konuşulmayan 1938 Dersim Katliamı ile karşılaştı. Bu ardından hiç konuşulmayana ‘utanç’ adını verdi. Romanda onu betimledi. Söyleşimizin…

    Read more →