Huzursuzluğa övgü

Portekiz edebiyatının usta ismi Fernando Pessoa bir mektubunda: "Nice limanlara yanaşacak gemiler var elbette, ama hiçbiri hayatın ıstırap vermez olduğu limana varmayacak, her şeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok. Üstünden çok zaman geçti bunların, ama benim hüznüm hepsinden eski." der. Unutmanın zorluğu insanı içten içe kemirirken en onulmaz yaralar bu vesileyle kaşınır durur. Üzerine gittikçe büyüyen bir huzursuzluk hali insanı kaplar. Pessoa'yı ve daha nice insanı tedirgin eden bu hal, bir gölge gibi peşimizde dolanıp durur. Her gün bu yüzleşmeye yeni birilerini ekleyerek.

Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, Ali Cabbar'ın 'Huzursuz Gölge' sergisine ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Başak Şenova'nın yaptığı sergi, adından anlaşılacağı üzere huzursuzluğun ağırlığını bir kurşun peltesi gibi önünüze seriyor. Yolu, Pessoa'nın Huzursuzluğun Kitabı ile kesişen sergi, hayatın hırpaladığı iki dertli çocuğu aynı kıyıda buluşturuyor: Biri Fernando Pessoa diğeri Ali Cabbar.

Alaycı, kuşkucu çokça melankolik Pessoa'nın öyküsü malum. Cabbar'ın da kulak verince biraz burkan bir hayat hikâyesi var: 12 Eylül darbesinde tutuklanır, işkence görür, hapis yatar. Bu, içinde unutulmaz bir gedik açar. Özgürlüğüne(!) kavuşunca da yüzünü başka bir ülkeye çevirmek zorunda kalır. Yurdundan olma hali onu zor bir sürece sokar. Pessoa'nın yukarıda sözünü ettiği gibi bir unutma rıhtımı bulamaz.

KAYGI DOLU DÜZLÜKLER

Grafik tasarım eğitimi alan Cabbar çalışmalarını Brüksel'de sürdürüyor. Sürgün, yabancılık, öteki olma hali ise hep peşinde, huzursuz bir gölge gibi. İşlerindeki sadeliği kurcalayınca kuyu gibi içine çeken bir büyü beliriyor. Tüm eserlerinde portresi var. Pessoa'nın kitaplarını yetmiş ayrı kişiye bürünerek yazdığı söylenir. Cabbar da farklı örtülerin altından derdini anlatıyor. Aslında hep işaret ettiği yine kendisi. Yaşadıkları Pessoa'nın şu cümlelerine denk düşüyor: "Kendi benliğimin derinliklerine ne kadar dalarsam dalayım, düşlerdeki tüm yollar beni kaygı dolu düzlüklere çıkarıyor."

Sergi; çizim, duvar resmi, animasyon, ışıklı kutu ve mekânsal yerleştirmeler gibi farklı biçimlerin yer aldığı bölümlerden oluşuyor. Kalemsiz, silgisiz, boyasız bilgisayar ortamında ete kemiğe bürünen eserlerin Sürgün, Arada, Geçmişi Taşımak, Kâbuslardan Kaçış Her Daim Konuk, Huzursuz, Yurtsuz, Köksüz, Kaçış, Teslimiyet... gibi isimlere sahip olması, çok söz söylemeye hacet bırakmıyor. Giriş kattaki video (kelebeklerin şirinliğine aldanmayın), üst kattaki desenler ve bir tiyatro oyununu andıran adamlar da aynı sesin sahibine işaret ediyor. Hapsedilmiş, elleri ayakları bağlanmış insanlar bir çizgi roman sıcaklığında dursa da imge bombardımanına maruz bırakıyor.

Pessoa'nın Huzursuzluğun Kitabı eseriyle Cabbar'ın işleri arasında biçimsel ve içeriksel benzerlikler saptadığını söyleyen Başak Şenova "Ali Cabbar'ın işi bir bireyin siyasi, psikolojik ve varoluşsal boyutlarını siyasetle yoğun ilişkili bir hayattan işleyerek ele alır. Ancak işindeki siyaset yüklü konuların hiçbiri didaktik bir ton barındırmaz, bunun yerine kendilerini ya sembollerle veya kara mizahla gizlerler. Bu yolla, deneyimlerinin huzursuzluğunu örten bir gölge oluşturur. Yine de şüpheci bir izleyicinin daima gölgenin karanlıklarında saklı olanı açığa çıkartma zevkini harekete geçirecektir." diyor.

Pessoa, "Sanat, hissettiklerimizi başkalarına hissettirmek, kişiliğimizi özgürleştirmek için özgün bir yol sunarak onları kendilerinden kurtarmak üzerine kuruludur." der. Cabbar da işleriyle bu özgür olma halini dile getirmeye çalışıyor. Militarist/otoriter iktidar eleştirisi çağrışımlar, anlamlar ve kara mizahla bir potada erirken izleyicinin de içine soruları bir bir fırlatıyor. Cabbar'in Gordion'un düğümünü çözmeye niyeti yok ama dışavurdukları, herkesin yüzleşmekten ürktüğü meseleler.

Pek çok hikâyesini sizin tamamlayacağınız sergiyi, gezip bitirdikten sonra Pessoa'nın şu sorusunu yanınıza alın "Hissetmek ne renktir acaba?" Huzursuz Gölge, 2 Mayıs'a kadar gezilebilir.

Musa İğrek, İstanbul

Zaman Gazetesi

10/04/2010

Comments