Osmanlı şairlerinin sergüzeşti

Şairler, yeryüzü ile gökyüzü arasında asılı duran türlü türlü gerçeklikleri bilirler. Bize sundukları kelimelerle örülmüş dünya, sırlı bir âlemden düşmüş gibidir. Bu şairler Osmanlı şiir geleneğinden kopup gelmişlerse bir de içinden çıkılması zor bir güzelliğin eşiğindesinizdir. 16. yüzyıl divan şairlerinden Âşık Çelebi'nin (1520-1572) en önemli eseri Meşâ'irü'ş-Şu'arâ, inceleme-metin olarak yayımlandı. Üç ciltten oluşan ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nden çıkan Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'yı Prof. Dr. Filiz Kılıç yayıma hazırladı. Türk edebiyatının en önemli şairler tezkiresi olan bu eserde, Hâfız Şirazi'den Baki'ye, Bihişti'den Cem Sultan'a, Derviş Çelebi'den Fuzuli'ye, Firdevsi'den Necati'ye, Sadi'den Zati'ye 426 şairin hal tercümesi anlatılıyor. Kitap şairlerin hayatlarını anlatmakla kalmıyor, şiirlerinden örneklerle dönemin sosyal hayatını da ele veriyor. Kitapta, Âşık Paşa dahil, şairlerin minyatürlerinin de yer alması eseri eşsiz kılıyor.

Asıl adı Pîr Mehmet olan Âşık Çelebi, Osmanlı'nın ilk nakibüleşrafı Seyyid Natta'nın torunudur. Annesi ise devrin tanınmış şahsiyetlerinden Müeyyedzade'nin kızıdır. Tahsilini önemli âlimlerin yanında tamamlar. Babasının ve dedesinin çevresi sayesinde pek çok kimseyle tanışır. Halkasının genişliği, gençken yazmaya karar verdiği Meşâ'irü'ş-Şu'arâ için zengin bir zemin sunar. Duyduklarını, gördüklerini heybesinde toplar. Devlet kademelerinde yer edinir. Kanuni Sultan Süleyman'ın "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi" mısrasını tahmis ederek kadılık görevine getirilir. Bu arada tezkiresini de bitirir. 1556 yılında tamamlanan eserini II. Selim Han'a sunar.

EDEBİYAT VE KÜLTÜR TARİHİMİZ İÇİN BÜYÜK BİR HAZİNE
Âşık Çelebi tezkiresinin başına uzunca bir mukaddime koyar. Şiirin tarihçesinden, nasıl teşekkül ettiğinden ayrıntılı şekilde bahseder. Sultan Osman'dan başlayarak on iki Osmanlı sultanından bunların şiire olan ilgisinden dem vurur. Kitabı kaleme alırken dikkat ettiği hususları bir bir sayar. Âşık Çelebi eseri hazırlarken pek çok kitaptan, sözlü kaynaklardan, en önemlisi şairlerin kendilerinden istifade eder. Sevmediği, beğenmediği şairleri ise kitabına almaz. Kimi yazarların portresini kuru bir üslupla çizerken, sevdiği ve yakından tanıdığı şairleri ince ve esprili bir dille anlatır. Bir coşkunluk hali yaşar. Kendinden önceki tezkirelerden farklı olarak Âşık Çelebi kendi üslubunu kurmaktaki maharetini okura hemen hissettirir.

Âşık Çelebi şairleri anlatırken bu yolculuğa ayetler, hadisler, kelamı kibarlar, hicivler, devrin eğlence yerleri, zevkleri, şiir meclisleri, İstanbul'un sosyal hayatı, sahaf dükkânları, tekkeler, konaklar ve edebi muhitleri eşlik eder. Eser bu yönüyle de diğer tezkirelerden daha farklı bir yerde duruyor. Çelebi, kadim bir geleneği olan divan şiirinin güzelliğini ortaya koyuyor, bir anlamda Osmanlı şiir poetikasının izlerini sürüyor. Âşık Çelebi'nin tezkireye koyduğu şiirler Borges'in "İyi bir şiir alçak sesle ya da sessizce okunmaya el vermez. Sessizce okunabiliyorsa, o zaman sağlam şiir değildir." sözüne denk düşen türden diyebiliriz.

Prof. Dr. Filiz Kılıç, Meşâ'irü'ş-Şu'arâ için şöyle diyor: "Meşâ'irü'ş-Şu'arâ ihtiva ettiği bilgi ve değerlendirmelerle edebiyat tarihi ve kültür dünyamızın birinci derecede önemli kaynakları arasındadır. Tezkire, sadece edebiyat tarihiyle uğraşanların değil, dilbilimcisi, kültür tarihçisi ile sosyolog, psikolog ve etnografların da faydalanmaları ve kendi açılarından değerlendirmeleri gereken bir hazine durumundadır. Yazarın özellikle bizzat tanıdığı, meşrebi uyuştuğu, arkadaş olduğu şairler bahsinde bir edebiyat tarihçisinden ziyade bir biyografi cambazıyla karşılaşılır." Çelebi'nin bazı önemli şairleri unuttuğunu söyleyen Kılıç, bu uzun soluklu kitabı hazırlarken pek çok yazmayı da karşılaştırmış.

Evliya Çelebi, Âşık Çelebi'nin mezar taşında "Âşık sefer eyledi cihandan" mısraının yazılı olduğunu söyler. Prof. Dr. Filiz Kılıç'ın hazırladığı bu kıymetli eserle Âşık Paşa 'sevdiği şairleri' anlattığı kitabıyla günümüze sefer eyledi.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
14/06/2010

Comments