Sükûtun yerini alkış aldı


Kendi döneminde ilgi görmediğinden, ideallerine dokunamadığından yakınan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dünyası gün geçtikçe genişliyor. 'Sükût suikasti'ne maruz kaldığını söyleyen Tanpınar'a artık resmen bir akın var, hem akademi hem de okurlar tarafından. Türkiye'nin ilk uluslararası edebiyat festivali 'İTEF-İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali' kapsamında düzenlenen iki günlük "Türkiye'de ve Dünyada Tanpınar Zamanı / Uluslararası Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu" dün sona erdi. Kalem Ajans ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü işbirliğiyle gerçekleşen sempozyuma yoğun bir ilgi vardı. Salonu dolduran kalabalık her renkten insana hitap eden, kuşatıcı bir yazarın dünyasını daha yakından görmek için buradaydı.

Önceki gün Orhan Okay, Enis Batur, Doğan Hızlan gibi yazarların Tanpınar'ı anlatmasıyla başlayan sempozyum, dünyanın dört bir yanından çevirmenlerin konuşması ve günümüz şairlerinin Tanpınar şiirlerini okumasıyla sürdü. Dünkü sempozyumda da renkli ve sıcak bir manzara vardı. Romancı Tanpınar başlıklı oturumda Seval Şahin, Erol Köroğlu ve Mehmet Tekin konuştu. Seval Şahin, Mahur Beste'nin, her kahramanın kendi sesini duyurduğu orkestralaşmış bir roman olduğunu söyledi. Tanpınar'ın hakkında çok yazılmayan Sahnenin Dışındakiler adlı kitabından yola çıkarak türler arası bir okuma yapan Erol Köroğlu ise Proust, Sartre, Camus, Stendhal ve Dostoyevski gibi ustalardan nasıl etkilendiğini ortaya koydu. 'Hazzın romanı' denilebilecek Huzur'daki teknik yapılanmadan söz eden Mehmet Tekin, Tanpınar'ın Huzur'u Nuran'a olan aşkını anlatmak için yazmadığını, kitabın klasik kültürümüzü dillendiren kapsamlı bir proje olduğunu belirtti.

Sema Uğurcan, Süha Oğuzertem, Emre Ayvaz ve Fatih Özgüven'in Romancı Tanpınar'ı anlattıkları bölüm, sempozyumun en ufuk açıcı dilimiydi. Süha Oğuzertem, "Huzur'un dünyası kitabın ilk altı paragrafında tamamlanır" dedikten sonra paragraf paragraf tüm romanı özetledi adeta. Tanpınar'ın farklı dünyalardaki insanları buluşturan bir zemin olduğunu söyleyen Emre Ayvaz ise eleştirel bir bakış açısı ortaya koydu: "Onunla güreşecek bir romancı olsaydı, Tanpınar bugün bu kadar üzerinde durulacak bir adam olmayacaktı. Ne yazık ki Tanpınar'dan başka ruhumuzu, çaresizliğimizi, elverişsizliğimizi, hâlâ halledemediğimiz sorunları kendine bakarak anlamlandırabileceğimiz başka bir yazarımız yok. Tabii bu onun kusurlarını görmemeyi gerektirmez. Romanlarında bazen romanın aleyhine çalışan bir dil, üslup tikine sahip bir yazar karşımıza çıkıyor." Fatih Özgüven, Reşat Nuri Güntekin'in Miskinler Tekkesi ile Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü arasındaki benzerlikleri, aynı tuhaflıkları anlattı. Murat Gülsoy ve Yekta Kopan, Tanpınar'ın 'güleryüzlü' metni Acıbadem'deki Köşk adlı hikâyesini neşeli bir dille çözümledi.

NE YAZIK Kİ ŞAİR OLARAK ANILAMADI

Adalet Cimcoz'a yazdığı bir mektupta "Şiirin ne olduğunu biliyorum ve yapamadım" sözlerini hatırlatırsak, şair olarak Tanpınar bölümünün ne denli hararetli geçtiğini tahmin edebilirsiniz. Tanpınar'ın şairliğinin tartışıldığı bölümde Abdullah Uçman, Ömer Erdem, Baki Asıltürk ve Mehmet Kalpaklı vardı. Tanpınar'ın Yahya Kemal'e olan sıkı ve derin bağlılığını anlatan Abdullah Uçman öldükten sonra bir şair olarak anılmak isteyen Tanpınar'ın bunu gerçekleştiremediğini, usta bir romancı olarak anıldığını söyledi. Tanpınar'ın bir şair sıfatını elde edemediğini belirten Ömer Erdem ise bu fikrini şöyle açıkladı: "Tanpınar şiirin ne olduğunu bilen gerçek bir estetti. Onun 'yapamadım' sözünün altında poetik yetersizlik değil, politik kadersizlik vardır. Türkiye yemiş bitirmiştir çünkü onu. Asıl aradığını, kendi şiirini yazamamış bir Tanpınar var. Tanpınar şiiri taklitte kalmıştır, en büyük taklidi kendisidir." Tanpınar dünyasından yansıyanlar bölümünde Tahir Abacı, Sadık Yalsızuçanlar ve Besim Dellaoğlu konuştu. Sempozyumun son bölümünde, biz haberi tamamladığımız dakikalarda ise Hilmi Yavuz, Beşir Ayvazoğlu ve Selim İleri Tanpınar'ı anlatıyordu. İki günün sonunda, Prof. Dr. Abdullah Uçman bir değerlendirme konuşması yaptı.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
03/11/2010

Yorumlar