'Tanpınar, kutlanmamış bir kahraman'

Alexander Dawe

İngiliz yayıncılar, bir süredir Türk yazarların peşinde. Türk edebiyatına olan ilginin hâlesi genişliyor. Şu an resmi bir açıklama yapılmış olmasa da Türkiye, 2013 Londra Kitap Fuarı'nda 'odak ülke' olacak. İngiltere'nin en köklü yayınevi Penguin, meşhur 'Klasikler' dizisinden, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü yayımlayacak. Tanpınar'ın gelecek yıl 50. ölüm yıldönümünde basılacak kitabın çevirmenlerinden Alexander Dawe ile konuştuk.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü Penguin için çevirme süreci nasıl gelişti, biraz bahseder misiniz?
İki yıl önce, İstanbul'da bir kokteylde Maureen Freely ile sohbet ediyordum, birdenbire bana "Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü beraber çevirmeye ne dersin?" diye sordu. Yakından tanıdığım kardeşinden, benim Tanpınar'ı okuduğumu, çevirdiğimi duymuştu. Penguin, Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün çevirisiyle ilgili Maureen'e başvurmuş. Ancak o dönem kendisi çok yoğun olduğu için romanı benimle beraber çevirmenin iyi bir fikir olabileceğini düşünmüş. Teklifi hemen kabul ettim. Bu, benim açımdan güzel bir tesadüf oldu, çünkü o sıralarda ben Tanpınar'ın şiirlerini, öykülerini sadece sevdiğim için çeviriyordum.

Henüz resmi bir açıklama yapılmış olmasa da 2013 Londra Kitap Fuarı’nda Türkiye konuk ülke olacak. Tanpınar çevirisini Penguin’in bir atağı olarak değerlendirebilir miyiz?
Açıkçası pek bilgim yok. Tabii ki olabilir. Ancak şunu söyleyebilirim, Tanpınar’a duyulan ilgi hem Türkiye’de hem de yurtdışında son senelerde çok arttı ve umarım artmaya devam eder. Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile Huzur pek çok yabancı dile çevrildi ve doğal olarak Penguin bu yükselen ilgiyi göz ardı edemezdi.

Kitabı Türkiye'de daha çok Orhan Pamuk'un çevirmeni olarak bilinen Maureen Freely ile çeviriyorsunuz. Tomris Uyar'ın deyişiyle ikili çeviriler 'duygudaşlık' gerektiriyor. Freely ile nasıl bir zeminde buluşuyorsunuz?
'Duygudaşlık.' Güzel bir kelime. Benim ailem gibi Freely'nin ailesi de uzun zaman Türkiye'de kaldı, Maureen'in babası, annesi ve iki kardeşi hâlâ burada yaşıyor. Onları yakından tanıdığım halde Maureen'i çok iyi tanımıyordum açıkçası. Kendisi İngiltere'de yaşıyor. Sık sık yazışıyoruz ve kitap vesilesiyle birbirimizi tanımaya başladık. Birbirimizin çevirdiği ham metinleri gözden geçiriyor, birbirimizin seçtiği kelimeler, tonlar, imgeler üzerinde durarak farklı sahneleri nasıl yorumladığımızı görüyor ve ona göre hareket ediyoruz. Tabii ki usta-çırak ilişkisi var bence; ama Maureen çok sabırlı, açık fikirli ve yetenekli bir yazar-çevirmen. Bu roman derin konuları işliyor; öte yandan romanda çok eğlenceli, çok renkli karakterler var, Dr. Ramiz, Seyit Lütfullah, Abdüsselam Bey ve tabii ki anlatıcı Hayri İrdal. Romanın bazı unutulmaz trajikomik sahnelerinde Dostoyevski ve Huxley gibi büyük mizahçıların izlerini görmek mümkün. Biz çevirmenleri en mutlu eden şey böyle sahnelerin hedef dildeki en doğru ifadesini bulabilmektir.

'Yaz Yağmuru' adlı öyküsünü de PEN için çevirdiniz. Tanpınar'la yolunuz nasıl kesişti?
2002'de Tanpınar'ı okumaya başladım. 'Yaz Yağmuru' öyküsünü ilk okuduğum zaman çok etkilendim. Tabii ki dilini zor buldum ve daha iyi anlayabilmek için çevirmeye başladım. Tanpınar'ın lirik üslubu İngilizcede ne gibi bir etki yaratır diye merak ettim. Yıllar sonra bir arkadaş bitiremediğim çevirilerimle PEN çeviri bursuna başvurmam için beni teşvik etti. Ben de 'Yaz Yağmuru' üzerinde yeniden çalıştım. Kazandığımda çok şaşırdım. Öykünün İngilizce çevirisinin ilk bölümünü PEN'in web sitesinde okuyabilirsiniz. http://www.pen.org/viewmedia.php/prmMID/5665/prmID/1502

Tanpınar'ın dilinin zorluğu sizi korkutmadı mı; bunu nasıl aşıyorsunuz?
Çoğu modern yazar gibi Tanpınar'ı okumak da kolay değil. Joyce, Proust, Oğuz Atay gibi modernist yazarlar kendini ilk okuyuşta kolayca ele vermeyen lirik metinler yazmışlardır. Zor olan, bu tarz bir metnin estetiğini yakalamak, başka bir dilde canlandırmaktır. Amacımız bu romanın 'ses'ine, yani onun estetiğine sadık kalmak. Zorlandığımız zamanlar oluyor elbette, ama sabırlı bir çalışmayla bu tıkanmaları aşıyoruz.

2001'de, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü Ender Gürol, 'Time Regulation Institute' adıyla çevirmişti. Yeni bir çeviriye ihtiyaç var mıydı?
Kitabı ilk çıktığı zaman okudum. Bence çeviri orijinal romana sadık ama demin bahsettiğim 'ses'ini tam yakalayamamış. Biz romanın özgün atmosferini, karakterlerin kişiliklerini ve konuşmalarını sürükleyici bir İngilizce ile aktarmaya çalışıyoruz.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Doğu-Batı sorunsalı ve Türk modernleşmesi üzerine baştan ayağa ironik ve tereddütlerle dolu bir eser. Böyle bir kitapta Batılı okurlar kendilerine yakın ne bulacak?
Kitapta bir Türk yazarı, bu ülkede Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulamaya konan Batılılaşma programlarını ve bunun beraberinde getirdiği bürokratikleşmenin sorunlarını parodi tekniklerini kullanarak eleştiriyor. Bu yaklaşım Batılı bir okur için ilginç olabilir. Roman, hem Türkiye'nin o dönemdeki durumunu, hem de Batı'da hâkim olan sistemleri, ideolojileri ve kurumları irdeliyor. Üstelik daha evrensel sorunlara da değiniyor: Bireyin toplumla uzlaşma çabası ve görev duygusu ile bireysel istekler arasında kurmaya çalıştığı denge; gerçeklik ve kurgu ilişkisi, hakikat kavramının göreceliliği. Şu an içinde yaşadığımız 'geç kapitalizm' sistemi, dünyayı yöneten dev bankaları, danışmanlık ve pazarlama şirketleriyle Tanpınar'ın kurguladığı Saatleri Ayarlamayı Enstitüsü'nden pek farklı değil bence.

Batılı okurun Tanpınar'ın dünyasına girmek için yaşayacağı zorluğu aşması için neler yapmayı düşünüyorsunuz, dipnotlar, açıklamalar vs?..
Büyük olasılıkla dipnotlar olacak. Hem tarihsel olaylarla ilgili olarak (örneğin 1908'deki II. Meşrutiyet dönemi), hem de kültürel referanslar açıklamak üzere (meddah, ortaoyunu gelenekleri v.b.) Ayrıca, bu gibi çeviri romanlar söz konusu olduğunda, bir yazar veya eleştirmen kitap hakkında bir giriş yazısı yazar. Böyle bir giriş yazısı Tanpınar'ın dünya edebiyatındaki yerini irdeleyecek ve Batılı okurlar için romanı tarihi bir perspektife yerleştirecektir.

Tanpınar yaşarken sükût suikastına uğradığını düşünüyordu. Şimdilerde ise kitapları onlarca dile çevriliyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Çok seviniyorum. Bu girişimlerin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum. Tanpınar'ın kitapları hakkında bilgimiz var; aynı zamanda -özellikle günlükleri yayımlandıktan sonra- onun kişisel hayatı hakkında da konuşuyoruz. Onun duyarlılığını, alçakgönüllülüğünü, hayvan severliğini, acılarını ve hayal kırıklıklarını biliyoruz. İngilizcede 'kutlanmamış bir kahraman' deriz. İyi ki bu yeni ilgi sayesinde değerli bir yazarı daha yakından tanıyoruz.

Çeviriyi ne aşamada, yayınevine ne zaman teslim edeceksiniz?
Şu an düzeltmeler aşamasındayız. En az bir ay daha işimiz var. Penguin, kitabı Tanpınar'ın 50. ölüm yıldönümünde yayımlamak istiyor. Yani 2012'de.

Son olarak çeşitli dizilerde, filmlerde rol aldınız. Aynı zamanda İstanbul’da İngilizce öğretmenliği yapıyorsunuz. Bu Türkiye maceranızdan, kısaca söz eder misiniz?
Babam Robert Kolej’inde çalışmaya başlayınca, ben on iki yaşındayken İstanbul’a yerleştik. İki sene sonra Amerika’ya döndüm. Üniversiteyi bitirdikten sonra tekrar İstanbul’da yaşamaya başladım. Değişik yerlerde İngilizce öğretmenliği yaptım o senelerde ve farklı işleri de denedim – bir Fransız ilaç firmasında çalıştım, Erik Bahçesi diye kafe tarzı bir yer açtık, farklı müzik gruplarıyla çaldım, filmlerde ve dizilerde oynadım. ‘Maskeli Beşler’ ve ‘Son Osmanlı’ filmlerinde küçük rollerim vardı. Fakat ‘Sağır Oda’ dizisinde bir CIA ajanı olarak ne kötü şeyler yaptım inanamazsınız! Artık hayat daha sakin ve en çok çevirilerle meşgulüm. 

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi

Comments