Miró, elli yıl sonra Londra'da


Çizginin ve rengin ustası Katalan ressam Joan Miró (1893-1983) yıllar sonra yeniden Londra'da. Tate Modern'de açılan "Miró: The Ladder of Escape" adlı retrospektif sergi usta sanatçıyı tüm dönemleriyle ağırlıyor. Dünyanın dört bir yanından çeşitli müzelerden, özel koleksiyonlardan derlenen sergide Miró'nun tablolarının, heykellerinin ve baskılarının yer aldığı yüz elli eser Tate Modern'in on üç odasına serpiştirilmiş. Küratörlüğünü Makro Daniel'in yaptığı "Miró: The Ladder of Escape", 50 yıldan bu yana Londra'da düzenlenen en büyük Miró sergisi olarak anılıyor.


Nord-Sud, 1917, by Joan Miró. Photograph: Collection Maeght, Paris
Hemen söyleyelim. Sergideki kalabalıktan eserleri hemencecik görmeniz zor. Ana-baba gününü andıran bu kalabalıkta "afedersiniz, pardon" cümlelerinin eşliğinde minik adımları göze almanız gerekiyor. Günler öncesinden alınmış biletiniz varsa, uzun uzun beklemenize gerek kalmayacak, yoksa Tate Modern'in devasa binasında Miró'nun eserlerini görmek için epey vakit harcamanız gerekecek.


The Farm, 1921-2, Photograph: Successió Miró/ADAGP, Paris and DACS, London 2011
Miró'nun yaklaşık atmış yılı tüm sırlarıyla önünüze açılırken, hayret dolu bakışlar sergiye girer girmez başlıyor. Özellikle erken dönem işlerinin yer aldığı ilk odacıklardaki kalabalıktan, Miró'nun çocuksu bir masumiyetle yoğrulmuş dilinin, ziyaretçilerin hayal güçlerini nasıl kolayca genişlettiğini sezebiliyorsunuz.


A Star Caresses the Breast of a Negress (Painting Poem), 1938, Photograph: Successió Miró/ADAGP, Paris and DACS, London 2011
SUSKUNLUĞU DİLLERE DESTAN MıRÓ
İlk odada ailesinin kaldığı evden, çiftlikten manzaralar, bir zamanlar ünlü romancı Ernest Hemingway'e ait Miro'nun "Farm" adlı eseri, ikinci odada Katalan köylerini anlatan resimler var. Üçüncü odada "Aya Havlayan Köpek" adlı meşhur tablosu, dördüncü odada ise kâğıt üzerine pastel figürleri ve beşli "Metamorfoz" serisi asılı duruyor. Beşinci odada sanatçının 1936'dan itibaren başlayan "Barselona" serisi dikkat çekiyor. Bu uzunca eserdeki sert yüzler, garip figürler Miro'nun diktatör rejime bir çığlığı sanki.


The Catalan Landscape (The Hunter), 1923-4, Photograph: Successió Miró/ADAGP, Paris and DACS, London 2011
Altıncı odada ise "şiirleri resimleştiren, resimleri şiirleştiren" Miró'nun üzerine kısacık bir şiir yazdığı devasa tablosu var. Yedinci odada sanatçının guajları, suluboyaları gittikçe olgunlaşan dönemleri karşınıza çıkıyor. Sekizinci odada yine ayrı bir dönem. Dokuzuncu odada aynı zamanda usta bir seramikçi ve heykeltıraş olan sanatçının bronz işleri yer alıyor. Burada Miró gittikçe daha da beliriyor zihninizde.

Onuncu odaya gelince... Özel koleksiyonlardan derlenen öyle her yerde göremeyeceğiniz üç devasa mavi tablo ve yeşil, turuncu ile kırmızının benek benek, çizgi çizgi döşendiği tablolar sergileniyor. Onbirinci oda yanmış tuvallere ayrılmış. On ikinci odada gittikçe daha da soyuta sığınan bir ressamın üç büyük tablosu asılı. Son odada ise ağaçtan, bronzdan yapılmış heykeller ve uzunca bir fermanı andıran motifler var. Sergide İspanya iç savaşı ve İkinci Dünya Savaşı'nı görmüş sanatçının politik işleri de dikkat çekiyor.


The Escape Ladder, 1940, Photograph: The Museum of Modern Art/Scala/Successió Miró/ADAGP, Paris and DACS, London 2011
Miró'nun eserleri toprak, ateş, su ve havayla sıkıca halleşen bir sanatçıyı ele verirken, her izleyici bu sonsuzlukta kendinden bir şeyler buluyor. 20. yüzyıl sanatında Picasso ve Dali ile birlikte çok önemli bir eşikte duran Miró'nun heykellerinde de aynı kural yıkıcılığı hemen seziyorsunuz. Şairlik ve ressamlık arasında gidip gelen bir sanatçı öteden beriden bir şeyler toplayıp önünüze sunuyor.


Head of a Catalan Peasant, 1925, Photograph: Successió Miró/ADAGP, Paris and DACS, London 2011
Suskunluğu dillere destan Miró'nun, odalara serpiştirilen eserleri bir bir dile geliyor, eşiğinize kocaman hikâye bırakıyor. İzleyiciye ise çizgiler ve renkler arasında kurulmuş biraz çileli, biraz da imrenilesi büyük bir dünyaya sığınmak düşüyor. Tıpkı Fransız şair Paul Eluard'ın yaptığı gibi: "İlk sabah, son sabah, dünya başlar. Titrek yaşamı, değişimi betimlemek için insanlardan uzaklaşıp kapanacak mıyım kendi içime? Sözcükler takılıyor aklıma, dışarı çıkmak, benimle konuşan, beni gören, dinleyen ve Miró'nun ezelden beri en saydam başkalaşımlarını yansıttığı o suçsuz dünyanın merkezine gitmek istiyorum." Miró'nun, renkleriyle, çizgisiyle verdiği hayat sevinci öyle hemen dile gelecek türden değil. Belki onun yaptığı gibi susmak, daha da susmak aynı kıyıda buluşturabilir.

Sergi 11 Eylül'e kadar ziyarete açık. Bereketli bir sanat hayatı süren Miró'nun yüze yakın heykel ve tablosu da 31 Temmuz'a kadar Paris Mayo Müzesi'nde. (www.tate.org.uk)

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi

Comments