Bir ada masalı


Nobelli yazar José Saramago’un 1997’de kaleme aldığı en kısa kitabı, Bilinmeyen Adanın Öyküsü (O Conto da Ilha Desconhecida) çarpıcı bir eser. Türkçede ilk kez 2001 yılında İş Kültür Yayınları’nca Emrah İmre’nin çevirisiyle basılan kitap, bu kez Saramago’un pek çok eserini dilimize kazandıran Kırmızı Kedi Yayınları tarafından okura sunuldu. Kimseyi varlığına inandıramadığı bilinmeyen bir adanın peşine düşen bir adamın ve her şeyini geride bırakarak bu yolculuğa katılmaya gönüllü bir kadının hikâyesini anlatan eser, insanın hayal kırıklıklarına ve hırslarına odaklanırken bürokrasi eleştirisi de yapan, neşeli, bir o kadar da felsefi bir metin. Hikâyeye Birol Bayram’ın desenleri eşlik ediyor. Saramago’un uzun paragraflarına alışık okur, bu incecik kitapta da benzer bir metinle karşılacak. Saramago oldukça basit görünen bir öyküyü derin mizah anlayışıyla kaleme alırken, metne zekice yerleştirdiği eleştiriler dikkatli okurun gözünden kaçmayacaktır.

Binbir Gece Masalları gibi

Kitabın açılış cümleleri Binbir Gece Masalları tadında. Bir masal havasında ilerleyen metinde Saramago, okuru üslubuyla sürükleyeceği büyülü dünyaya hazırlıyor bir anlamda: “Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, bana bir tekne ver. Kralın evinin daha bir sürü kapısı varmış, ama adamın çaldığı kapı dilekler kapısıymış.” Kral daima armağanlarla meşgul olduğundan cevap vermekte gecikirken “halkının refahı ve mutluluğu uğruna bir şeyler yapması gerektiğine karar verir ve birinci kâtibe resmî bir yanıt yazmasını emredermiş”. Bürokrasinin hantallığı burada da karşımıza çıkıyor, zira birinci kâtip de emri ikinci kâtibe iletir, o da üçüncüye haber verir, böylece emir yine bin türlü makamdan geçerek temizlikçi kadına ulaşır, kadıncağız da o anki keyfine göre evet veya hayır diye cevap verir. Fakat bu kez kralın kapısına dayanan bilinmeyen adanın peşine düşen ısrarcı bir adamdır. Adayı bulmak için kralın kapısına dayanan adam, üç koca gün sürse bile, eninde sonunda kralın merak edeceğini tahmin eder ve tahmininde haklı çıkar zira, kralın beklenmedik biçimde kapının ardında belirmesini, ki taç giydiği günden beri böyle bir şey yaptığı pek görülmemiştir, herkes şaşkınlıkla karşılar.

Meraklı bakışların ve üşüşen kalabalığın arasında bu kargaşadan biraz bunalan kral, duruma daha fazla katlanamayarak biraz da politik nedenlerden dolayı kapının önünde biriken halkı kışkırtmak istemez. Adamın dileğini yerine getirir. Yaşananlara şahit olan temizlikçi kadın da bu manzara karşısında şaşkındır. Dahası, yaptığı işten biraz bunalmıştır. Bilinmeyen adayı bulmak için kralın kapısına dayanan adamın peşine takılır ve teknenin tayfası olmaya taliptir.

Kraldan aldığı emirle yola çıkmak için tekneyi almaya giden adam, bilinmeyen adayı bulmaya çıkan bu ısrarcının durumuna şaşırır. Bilinmeyen bir adanın kalmadığını söyleyen adama, “Mühim olan varış değil, gidiştir mi demek istiyorsun” diye sorar. Öykünün kahramanı, “Kim olduğunu bilmiyorsan kendin olabilmen mümkün değildir.” diye cevap verir. Tekneyi aldıktan sonra temizlikçi kadınla birlikte ne yapacaklarının şaşkınlığını yaşarlar, zira bilinmeyen adayı bulmak için çıkacakları yolculukta kendilerine eşlik etmesi için kimseyi ikna edemezler.

‘Rüya hünerli bir sihirbazdır’

Yorucu geçen günün sonunda ise gittikçe gönlünü kaptırdığı temizlikçi kadının düşüncesiyle uykuya dalar adam. Saramago, metnin sonuna doğru rüyalarla örülü bu kısa öyküsünde şöyle bir tarif yapıyor: “Rüya hünerli bir sihirbazdır, varlıkların boyutlarını ve birbirlerine olan uzaklıklarını değiştirir, yan yana uyuyan kişileri ayırır, birbirine uzaktaki kişileri kavuşturur...” Saramago’un kaleme aldığı öykünün kodları buradan da kolayca okunabilir, zira bilinmeyen bir adayı bulmak için yola koyulan adamın gerçek ile rüya arasındaki hallerine işaret ediyor. Öykünün sonunda ise rüyadan uyanan adamı bir sürpriz beklemektedir...

Saramago’un zekice kurguladığı bu son metni, basit görünen bir hikayenin alt metinlerle nasıl ustaca dallanıp budaklanabileceğini gözler önüne seriyor.

Musa İğrek
Kitap Zamanı
1 Eylül 2014

Comments