Saf sanatın babası Maleviç’e armağan



Bir müzede veya galeride önüne dikildiğimiz tabloya karşı boş bakışlarımızı, onları hayranlıkla izleyenlerden kaçırmak bizi biraz rahatlatır. Bu yüzden izleyicinin soyut sanata duruşu ya sevgi ya da nefret üzerine kuruludur. Fakat aradaki mesafeyi kısalttıkça, zevkli bir alışverişe girdiğimiz anlar da olur. Her tablo görsel bir metafor şölenine dönüşür, zihin tatlı yorgunluğuna teslim olur.

Rus ressam Kazimir Maleviç’in (1879-1935) Londra’daki Tate Modern Müzesi’nde sergilenen soyut sanat tarihinin en önemli tablosu Siyah Kare önündeki kalabalıktan, hayranlık veya boşvermişliği okumak zor değil. Maleviç için yaklaşık 30 yıl aradan sonra açılan ilk retrospektif sergide 150’den fazla eserle birlikte yer alan bu tablo serginin en önemli eseri. Tate Modern’in 12 odasına yayılan “Maleviç: Rus Avangardının Devrimcisi” adlı sergi, yaşadığı dönemde yeni bir soyut dil arayışına giren usta sanatçının tüm evrelerini ele veriyor. Sergi dünyanın dört bir yanından çeşitli müze ve koleksiyonlardan derlenmiş.

14 çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak Kiev’de doğan Maleviç’in çocukluğu, sanat dünyasına epey uzak bir yerde, şekerpancarı yetiştirilen köylerde geçer. Buradaki yaşantı sanatının başlangıcı olur. Babasının ölümünün ardından Moskova’da sanat eğitimi alan Maleviç, Rus avangart ressamlarının arasına girer. 1915’te 106 x 106 cm boyundaki siyah bir kareyi, bir ikon gibi serginin baş köşesine yerleştirdiği 0.10 adlı sergi, sanat tarihinde radikal bir olay olarak kayıtlara geçer; zira süprematizm adını verdiği bu yaklaşım, soyut geometriciliği benimseyen bir resim anlayışının manifestosu gibidir. Maleviç eleştirmenlerin ve halkın görmeye alıştıkları şeyi yerle bir etmiştir. Son derece yalın ve çarpıcı bir eserdir söz konusu olan. Tate Modern’deki sergide, dünyada dört tane olan Siyah Kare’lerden ikisi sergileniyor. 1915’teki ilk tablo halen Mosko-va’da ve buradan hiç ayrılmadı.

Kendi dilini bulan sanatçı

Maleviç’in Latince “en üst, en yüce” anlamına gelen “supreme” sözcüğünden türettiği süprematizm, ‘hiçbir şeyin’ ve ‘her şeyin’ iç içe geçtiği bir sanat. Başka deyişle, saf sanatı temsil eden bir yaklaşım. Tate Modern 0.10’dan yola çıkarak, bir odayı tıpkı o dönemde sergilenen haliyle düzenlemiş. Süprematizmi mimariye de uygulamak isteyen Maleviç’in çeşitli maketleri de sergileniyor. Ünlü mimar Zaha Hadid’in Maleviç tutkunu olduğunu hatırlarsak, Maleviç’in etkisi daha iyi anlaşılır.

Maleviç’in formları doğayı çağrıştırmaz, nesnelerin zihnimizdeki tanıdık görünümleri geçersizdir. Sergide yer alan Beyaz Üzerine Beyaz adlı bir başka önemli tablo, resmin en saf formu olarak değerlendiriliyor. Onun renk dünyasında gökyüzü mavinin aksine beyazdır ve sonsuzluğun rengidir. 1919’da yazdığı Nesnesiz Resim ve Süprematizm adlı manifestosunda sonsuzluğun hakiki sembolünün beyaza evrildiğinden söz eder ve ressamlara bir çağrıda bulunur: “Rengin sınırlarının mavi ışık gölgelerinden geçtim ve beyaza ulaştım. Beni izle yoldaş. Renkli gökyüzünün hatlarını altüst ettim, yıktım ve rengi sıkıca düğümlediğim bohçaya koydum. Beyaz, özgür derinlikte yüz, sonsuzluk önünde...”

Sergide karalama ve eskizlerin yer aldığı 10. oda, sanatçının tüm sanat evresinin iz düşümü. Buradaki küçücük kâğıtlara yaptığı çizimlerin, o dönemde kağıdın pahalı olması sebebiyle, daha sonra tablolara dönüştüğünü sergideki eserlerden görebiliyorsunuz. Edebiyata ve operaya da ilgilidir Maleviç. Kitaplara çizdiği kapaklardan ve sahne tasarımını yaptığı Güneşe Karşı Zafer operasından eskizler de sergide yer alıyor. 1930’larda ise Maleviç yeniden figüre döner ve serginin son odasındaki portreler sanatçının bu dönüşümünü önümüze seriyor. Stalin rejiminin baskısından nasiplenen ve resimlerine el konulan Maleviç, 56 yaşındayken kanserden hayata veda eder. Ölürken yatağının başında Siyah Kare asılıdır. Mezarına da aynısından yerleştirilir. Tate Modern’deki Maleviç sergisi her sanatçının arzuladığı kendi anlatım biçimini, kendi dilini oluşturmanın zirve örneklerinden biri sayılabilir, zira saf bir sanatla kurulmuş bir dünya var karşımızda. Sergi 26 Ekim’e kadar açık.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
8 Ekim 2014





Yorumlar