T.S.Eliot hiç genç oldu mu?


Her yazar, kalıcı olmakla bir imtihan yaşar. Ingeborg Bachmann, geleceğe kalmayı yazarın dilinin kalıcı olmasına bağlarken, bunun eksikliğinin ‘yazmanın cehennemi’ni artırdığını söyleyebiliriz. 20. yüzyılın usta şairi Thomas Stearns Eliot (1888-1965), “Hiçbir dürüst şair, yazdıklarının kalıcı değerinden emin olamaz. Bütün zamanını ziyan etmiş ve bir hiç için hayatını altüst etmiş olabilir.” diye yazdığında, kendisinin de seneler sonra okunacak bir yazar olduğunu düşünmüştür içten içe, zira genç yaşta yakaladığı kalıcı bir ses vardı. Amerika doğumlu İngiliz şair, oyun yazarı ve edebiyat eleştirmeni Eliot, 4 Ocak 1965’te öldüğünde, İngiliz modern şiirine yön veren bir usta ve dünya edebiyatına büyük katkılar sunan bir isim olarak anılmayı çoktan hak etmişti. Eliot, ölümünün 50. yılında sempozyumlar, sergiler ve çeşitli etkinliklerle anılırken, hakkında yayımlanan yeni kitaplar da zihinlerdeki imgesini değiştiriyor.

Robert Crawford’un Young Eliot: From St Louis to ‘The Waste Land’ adıyla kaleme aldığı yeni biyografi, şairin birer başyapıt olarak değerlendirilen “J. Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı”ndan “Çorak Ülke”ye uzanan eserlerinin yanı sıra edebi üretimine odaklanarak yeni bir portre sunuyor. Crawford, Eliot için ‘hiç genç oldu mu?’ sorusunun peşine düşüyor. Bu yeni biyografi eleştirmenleri karşı karşıya getirse de Eliot’un soğuk, yavan ve zor bir kişi olmadığını ortaya koyuyor. Şairin çocukluğunun geçtiği St Louis’ten Çorak Ülke’yi yazdığı döneme kadar geçen süreye odaklanan kitap, utangaç, zeki ve yaralı; ailesinin isteklerine karşı gelip İngiltere’ye göç eden Amerikalı bir genç şairin hayatına dair; mektuplar, şiirler ve kaleme aldığı metinler üzerinden yeni bir okuma yapıyor. Kitap, yazarın eserlerinden alıntılar, onun hakkında yapılan röportajlar, arşiv belgeleri ve daha önce yayımlanmamış anılarına da yer veriyor.

“Kuvartet, en iyi eserim”

Genç Eliot’un biraz ıskalanan bu dönemi, şairin yazı yolculuğunda pek çok taşı yerine oturtuyor. 26 yaşında tanıştığı Vivien Haigh-Wood ile üç ay sonra evlenen şair, sorunlu bir ilişki yaşar. Çorak Ülke’nin ilk okurlarından olan Wood, genç şairin edebi üretiminde önemli bir rol oynasa da bu evlilik uzun sürmez. Crawford, biyografide bu ilişkinin tüm ayrıntılarına değiniyor. 1957’de 68 yaşında iken evlendiği sekreteri, 30 yaşındaki Valerie Eliot, şair hakkında yeni bir biyografinin yazılmasına pek de müsaade etmez. Yazarın tüm edebi mirasına sahip çıkıp bir kısmını da elden geçiren Valerie, 2012’de ölür. Eliot’ın ailesi ve eski eşiyle mektuplaşmalarının izine rastlayamayan Crawford, şairin Yahudi düşmanlığına da odaklanarak şiir ve mektuplarında bunun izlerini arıyor. Sinirli ve çoğu zaman mutsuz bir birey olan Eliot’ın parlak bir şair olduğunun altını çizen Crawford, kalemiyle biraz silik kalan Eliot portresini renklendiriyor.

T.S. Eliot, iki yıl kadar üzerinde çalıştığı Çorak Ülke’yi bitirdikten sonra arkadaşı Ezra Pound’a gösterir. Pound, şiirin ilk taslağından tam 360 dizeyi siler. Geriye 434 dize kalır ve eser 1922’de yayımlanır. Eliot, 1948’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülür. Pek çok okur onu Çorak Ülke ile anarken, “Kuvartet’in en iyi eseriniz olduğuna inanıyor musunuz?” sorusuna, “Evet, her birinin bir öncekinden daha iyi olduğunu düşünüyorum. İkincisi birinciden daha iyi, üçüncüsü ikinciden daha iyi ve dördüncüsü hepsinden daha iyi. Bu da benim kendi kendime avuntum işte.” der.

Crawford eleştirmenlerden iyi not alan bu biyografinin ikinci serisini hazırlarken, 25 Mart’ta İngiltere’deki Oxford Edebiyat Festivali’nde “J.Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı”nın yayımlanmasının 100. yılı dolayısıyla çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Harvard Üniversitesi’nde nisan ayında açılacak ve hazirana kadar ziyaret edilebilecek “Ragged Claws: T.S. Eliot’s Prufrock at 100” adlı sergide ise “J.Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı”nın ilk baskıları ve şairin bilinmeyen yönleri konuşulacak. Eliot’un, her okurda bir karşılığı olan, seneler önce dile getirdiği şu sözler, tıpkı o benzersiz şiirleri gibi hâlâ önemli: “Edebi yargı yahut değerlendirme için aynı anda keskin biçimde iki şeyin birden farkında olmamız gerekir: ‘Neyi sevdiğimizin (veya neden hoşlandığımızın)’ ve ‘Neyi sevmemiz gerektiğinin’ Çok az kimse her ikisini bilecek kadar dürüsttür.”

Musa İğrek
Zaman Gazetesi
10 Mart 2015




Yorumlar