Parçalanmışlığın çağı


20. yüzyıl İngiliz edebiyatının usta romancılarından Virginia Woolf’un aynı zamanda iyi bir denemeci olduğunu söylersek kimse itiraz etmez. Kafka Kitap’ın “Büyük Fikirler” serisinden Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler adıyla yayımlanan kitap, deneme türünde de büyük bir yetkinliğe sahip olan yazarı karşımıza çıkarıyor. Kitap Woolf’un edebi ve düşünsel dünyasını önümüze koyarken, bir kurşun kalem bahane edilerek gerçekleşecek Londra macerasının sonunda bir kitapçıdaki “nice bilinmeyen ve gelip geçmiş yazarla ani ve gelip geçici arkadaşlıklar”a uzanıyor. Bu ince kitapta okuru elinden tutarak oda oda gezdiren Woolf, “Yeni bir odaya girmek her zaman bir maceradır, zira sahiplerinin yaşamları ve karakterleri kendi atmosferini damıtıp o odaya katmışlardır ve biz de içeri girer girmez yepyeni bir duygu dalgasıyla göğüs göğüse geliriz.” diyor.

Bir kitap nasıl okunmalı?

Woolf biyografi sanatı üzerine kaleme aldığı denemesine “Yazılan onca yaşam öyküsünden kaç tanesi kalıcı oluyor?” sorusu ile başlarken bu türün edebiyattaki yerini belirlemeye çalışıyor. Biyografi yazarının yapabileceklerinin gerçeklerle sınırlı olduğuna değinen Woolf, buna karşılık bu türde üretim yapanların gerçekleri sonuna kadar kullanma hakkına sahip olduğu görüşünde. Doğruyu kavrama yeteneği güçlü olan biyografi yazarı, “bize kanıtlanmış gerçekleri söyleyerek, küçüğü büyükten ayıklayarak ve gerçeği genel hatlarıyla görebilmemiz için ona bütünlüklü bir şekil vererek, hayal gücünü, en ustaları hariç, şairler ve romancılardan çok daha fazla harekete geçirir.” “Bir Çağdaşın Gözüyle” adlı denemesinde hangi kitabın yaşayacağı konusunda ortak bir görüşe sahip olmadığımızı dile getiren yazar, yüz yıl sonra hâlâ yaşıyor olacağını düşündüğümüz bir kitabın varlığından bile ciddi şüphe duyulması gerektiğini söylüyor: “Çağımız, bütünlüğün değil parçalanmışlığın çağı. Birkaç dörtlük, birkaç sayfa, arada bir bazı bölümler, şu romanın başlangıcı, öbür romanın bitişi bütün çağların ya da yazarların en iyi üretimine denk olabilir.”

“Hedef Okur ve Çiğdem” denemesi ise yeni yazmaya başlayanlar için öğüt niteliğinde: “Genç erkek ve kadınlara genellikle mantıklı ama uygulaması mümkün olmayan şu tavsiye verilir: Yazacaklarınızı mümkün olduğu kadar kısa, mümkün olduğu kadar açık yazın ve zihinlerinizde ne varsa aynen söylemekten başka bir düşünceye sahip olmayın. Ama böyle durumlarda kimse bu tavsiyelere asıl gerekli olan şu eklemeyi yapmaz: ‘Okur kitlenizi doğru seçtiğinizden emin olun’, oysa meselenin özü budur. Çünkü bir kitap her zaman birisinin okuması için yazılır ve hedef okur sadece gelir kaynağı değil, aynı zamanda yazılanları oldukça imce ve sinsiz bir şekilde teşvik eden bir ilham kaynağıdır. Bu yüzden de hedef okurun istenen biri olması hayati önem taşır.” Bu hedef okur, Woolf’un deyişiyle, “çiçeklerimizi çürümekten korumamıza yardım edecek olan okurdur.” Woolf, hedef okur bulma işinin yazarlığın çilelerinden biri olduğunu aktarır: “Kim için yazacağını bilmek, nasıl yazacağını bilmek demektir.” Hedef okurun en faydalı olacağı nokta ise şudur: “Yazarı bir yandan aşırı duygu yüklü yazmasına karşı, diğer yandan da duygularını ifade etmekten korkma hatasına düşmesine karşı uyarıcı bir rol oynamaktadır.”

Yazarın yoldaşı okur

“Bir Kitap Nasıl Okunmalı?” başlıklı kışkırtıcı denemesinde ise, “Bir kişinin başka bir kişiye okuma konusunda verebileceği tek öğüt kimsenin öğüdünü dinlememek, kendi iç güdülerinize kulak vermek, kendi aklınızı kullanmak ve kendi sonuçlarınızı çıkarmak olacaktır.” diye tavsiyede bulunur usta yazar. Okurun bir kitabı bir başka kitapla karşılaştırabilme hakkına sahip olduğunu söyleyen Woolf, bu karşılaştırmanın, kitaba karşı tavrımızın değiştiğinin göstergesi olduğunu belirtiyor. Okur bu yaklaşımla “artık yazarın bir dostu değil, yargıcı” haline dönüşür: “Ve nasıl dostlar arasında duygudaşlığın aşırısı olmazsa, yargıçlıkta da katılığın aşırısı olmaz. Zamanımızı ve iyi niyetimizi israf etmemize neden olan kitaplar suçlu değil midir? Sahte kitapların, yapmacık kitapların, havayı çürümeyle ve hastalıkla dolduran kitapların yazarları, toplumun yozlaşma ve kirlilik aşılayan en sinsi düşmanları değil midir?” Woolf’un bu deneme kitabı edebiyatseverlere ve yazı meraklılarına pek çok tavsiye içeriyor. “Kaçış zevklerin en büyüğüdür” diyen Woolf’un bu incecik kitabına sığınmak okur için kuşkusuz zevkli bir macera olacaktır.

Musa İğrek
Kitap Zamanı
6 Nisan 2015



Comments