Kayıp kitapların izinde


Bir kitap tutkunu olan yazar, editör ve çevirmen Alexander Pechmann’ın kaleme aldığı Kayıp Kitaplar Kütüphanesi, kendi deyişiyle, Babil Kütüphanesi’nin mütevazı bir şubesi. Lord Byron, Charles Brockden Brown, Shelley, Goethe, Balzac, Flaubert, Cendrars, Kafka, Dostoyevski, Hemingway, Joyce, Mann, Melville, Puşkin gibi şair ve yazarların elyazmalarının izini sürüyor yazar. Bir eserin yarım kalmasına sebep olan yaşlılık, hastalık ve ölüm gibi temel nedenlerin yanı sıra, yayınevinin ihmaliyle kaybolan, sadece adı bilinen, yakılan veya sandıklarda unutulan kitapları anlatıyor.

Kayıp kitaplar kütüphanesinin en alt kademeden kütüphanecisi olan Pechmann “suskunluğun bekçisi” sıfatıyla bu kitapların hikâyelerini derlemeyi görev edinmiş. Kendisini kaçık olmakla suçlayıp yeteneklerini sorgulayan kişilere, Kayıp Kitaplar Kütüphanesi’nin giriş kapısının üzerindeki Borges’in cümlesini hatırlatıyor: “Onun varlığı için bir tek kitabın bulunma olasılığı yeterlidir.” Kütüphaneden içeri girmeden önce ‘güvenlik’ açısından bazı öğütlerde bulunan yazar, bu kütüphanenin labirentlerinde pek çok ziyaretçinin kaybolduğunu söylüyor. Kayıp kitaplar kütüphanesinde yer alan eserler “yüzyıllar süresince rastlantısal olarak ya da kaza sonucu, bir hezeyan ve öfke sırasında ya da gözü dönmüş bir kasıtlılıkla yazarlar, yayıncılar, mirasçılar, avukatlar, din adamları, eğitimciler, zorbalar, askerler, sansürcüler ve okurlar tarafından imha edilmiş, doğanın gücüne yenik düşmüş, bir yerlere gizlenmiş ya da anlaşılmaz dillerde ve çözümlenemeyen yazılarla yazılmış ve kimseler tarafından okunamamış” kitaplar. Bu imha edilmiş veya okura ulaşmamış eserlerin özenle saklandığı rafları meraklısına gösteren yazar, okuru edebiyat tarihinde bir yolculuğa çıkarıyor.
Hayat arkadaşının kurtardığı taslaklar

Kayıplar kütüphanesini oluşturan ilk eserlerden biri, İngiliz romancı Malcolm Lowry’nin taslakları. Yazarın ilk romanının elyazmalarını Londra’da bir yayınevine satan editörü, metni evde incelemek için evrak çantasına koyar ve otomobilinin arka koltuğuna bırakır ve çanta otomobilden çalınır. Lowry yine de talihlidir, zira romanının son halini arkadaşı Martin Case’in evinde yazmıştır. İlk taslak çöp sepetine giderken Case kâğıtları toplayıp güvenli bir yerde saklamıştır. Lowry kitabını yeniden yazmayı başarır fakat sonuçtan pek memnun kalmaz. Üstelik başı yine beladadır: Yazarın kulübesi, içindeki bütün elyazmalarıyla birlikte yanar. Karısı hayatını tehlikeye atarak dünya edebiyatının önemli eserlerinden biri olacak Yanardağın Altında’nın birkaç metninden birini son dakikada kurtarır.

Hemingway’in seyahat çantası

Ernest Hemingway bir gün karısı Hadley’den gazetecilik yaptığı Lozan’a gelmesini ve başladığı roman dâhil bütün eski çalışmalarını beraberinde getirmesini ister. Hadley elyazması notları, daktilo edilmiş metinleri ve bunların kopyalarını seyahat çantasına yerleştirir ve Lozan’a gitmek için, belirsiz nedenlerden rötar yapan treni beklemeye başlar. Garda bir adam Hadley’i gözüne kestirmiştir. Kadın ağırlığından kurtulmak için çantayı yere koyar ve kahve almaya gider. Döndüğünde çantanın yerinde yeller esmektedir. Hadley bunu kocasına nasıl açıklayacaktır? Hemingway karısını görünce durumu hemen kavrar, “gözleri, ölüm güreşi sırasında şişlenmiş boğayı” andırmaktadır. Hemingway seneler sonra bu olayın kendi lehine olduğunu söyler, zira aradan geçen zamanda üslubunu arıtmıştır.

Kafka’nın bebek mektupları

Kafka ile Dora Diamant, parkta oyuncak bebeğini kaybetmiş küçük bir kızla karşılaşırlar. Hıçkırıklara boğulmuş kızı avutmak için Kafka bir hikâye uydurur. Bebeğin bir seyahate çıktığını, ona da bir mektup yazdığını söyleyen yazarın bu sözlerine karşılık kız, mektubu merak eder. Kafka küçük kız için günler boyunca bebeğin maceralarını anlattığı mektuplar yazar, bir yandan da hikâyeyi mutlu sona nasıl bağlayacağını düşünür. Bebeği evlendirmeye karar veren yazar, küçük kıza bunu söyleyip onunla vedalaşır. Kafka’nın bebek mektupları günümüze ulaşmadı, çünkü yazar bunları imha etti. Pechmann metinler gözünde çok kişisel olduğu için yazarın bu yola başvurduğunu söylüyor. Bilindiği gibi Kafka, arkadaşı Max Brod’a bütün elyazmalarını yakmasını vasiyet etmişti. Bu gerçekleşseydi Dava ve Şato gibi başyapıtlar da kayıp kitaplar kütüphanesinde yerini alacaktı.
Thomas Mann, gençlik dönemine ait günlüklerini erken yaşlarda imha eder. Evinin bahçesinde bulunan fırında yaktığı bu defterlerin ileride başına dert açacağını düşünür yazar. Pechmann, Mann’ın bu eyleminde “yeterince takdir görememe, kendi işini beğenmeme, yaşama baştan başlama özlemi, yeterli avans ödemeyi reddeden ve edebiyatla uğraşmayı yoksulluğa giden yol olarak gösteren pinti yayıncılar” gibi gerekçelerin rol oynadığını söylüyor. Rus edebiyatında da benzer isimler var: Puşkin dört yıl boyunca üzerinde çalıştığı kapsamlı bir otobiyografinin taslaklarını yakmıştır. Bu eser alevlere kurban gitmeseydi, şairi daha yakından tanımamıza yardımcı olacaktı kuşkusuz. Dostoyevski ise elyazmalarını devlet baskısından korktuğu için yakmıştı.

Yayıncıya kızdığı için elyazmalarını imha eden yazarlar da var. Zihnindekileri kağıda dökmek için deli gibi çalışan Balzac bunlardan biri. Romancı, yayıncısına zarar vermek için Köy Hekimi adlı eserinin ikinci cildinin ilk taslağını imha eder. Balzac’ın yayıncısı, yazarın evine haciz memuru gönderir, arada tatsızlıklar yaşanınca iş mahkemeye taşınır ve Balzac Köy Hekimi’ni yeniden yazmakla cezalandırılır. Yayınevlerine kızan bir başka yazar ise James Joyce. Yaşadığı hastalığın yol açtığı körlük tehlikesi nedeniyle umutsuzluğa düşen yazar, yayıncılarla görüşmelerinden olumsuz cevap alınca bunalıma girer ve iki bin sayfalık elyazmasını ateşe atar. “Stephen Hero” adını taşıyan metin yazarın çocukluğunun ve öğrencilik yıllarının anlatıldığı bir otobiyografi denemesidir. Yıllarını verdiği bu çalışmayı şömineye yığdığı sırada karısı Nora, Joyce’u yakalar ve kitabın yaklaşık üç yüz sayfasını kurtarır. “Stephen Hero”nun yeniden çalışılmış ve doğal olarak daha kısa olan taslağı daha sonra Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adıyla yayımlanır.

Herman Melville, denizcilerin hikâyelerine ilgi duyan ve ona bir denizci eşinin ilginç öyküsünü anlatan John Clifford’la tanışır. Hikâyeyi kâğıda dökerek yazara gönderen Clifford, Melville’den bunu yazmasını ister. Yazar, “The Island of the Cross” [Haç Adası] adını verdiği öyküyü yazsa da metin kayıptır ve hiç yayımlanmaz.

Franz Kafka
İktidarların kitapla imtihanı

Eski Roma’da politik açıdan rahatsız edici ya da ahlâken kabul edilmez olarak değerlendirilen kitapları ortadan kaldırma olayları sık sık yaşanmıştı. Antikçağa ait yazmaların onda biri bile günümüze ulaşmamıştır. Çin Qin Hanedanı’nın ilk hükümdarı Qin İmparatoru Zheng’in emriyle M.Ö. 213 yılında tıp ve tarım üzerine yazılmış makaleler dışında ülkedeki bütün kitaplar yasaklanarak yakılır, zira imparator savurganlığını ve zulmünü eleştiren saygın âlimlere sinirlenmiştir. “Kitapların yakıldığı yerde insanlar itaat eder.” sözünün özellikle, Almanya’nın nasyonal sosyalist rejimi ve kitapların propaganda amaçlı yakıldığı dönem için geçerli olduğunu dile getiren Pechmann, zorbalar, engizisyon yargıçları, ulusçu ve dinci fanatiklerin yanı sıra eğitimcilerin de kitap yakmaktan geri kalmadıklarını aktarıyor.

Kayıp Kitaplar Kütüphanesi’nde Pechmann, şifresi hâlâ çözülememiş kitapların ve yazarları tarafından kasalarda saklandığı söylenen elyazmalarının yanı sıra, dünya edebiyatının “hayalî –görünüşe göre sadece başka kitaplarda ortaya çıkan– kitapları”na da değiniyor. Yazarın dediği gibi, “Edgar Allan Poe’nun ‘Usher Evi’nin Çöküşü’ öyküsündeki kahramanı Roderick Usher’in en sevdiği kitabın aslında hiç var olmadığını kesin bir dille kim savunabilir ki?”

Kitap yakmanın uzun tarihi

İktidarın ve sansürcü zihniyetin yanı sıra pek çok kütüphane yangınında yok olan kütüphanelerin tarihini anlatan Kitap Yakmanın Tarihi (Everest Yayınları, Çev.: Aziz Ufuk Kılıç) kayıp bir dünya hazinesinin izlerini sürüyor. Fransız yazar Lucien X. Polastron'un kitabı, M. Ö. 2500 yıllarından İskenderiye Kütüphanesi'ne, Hıristiyan ve İslam ortaçağından Nazi Almanya'sına kadar uzanan bir seyirde yakılan kitapların tarihini anlatıyor. Yazarın deyişiyle, "Bir kütüphane zenginleşene kadar birkaç nesil helak olur, servetler erir, öte yandan iş ilerledikçe sınıflandırmanın ve korumanın zorlukları artar; koleksiyonların su, ateş, kurtlar, savaşlar ve depremlerin tahribatına uğradığını görme ihtimali büyür. Hepsinden önemlisi, biz tahayyül etmekte pek istekli olmasak da, kütüphaneleri asla var olmamış kılmak isteyen pervasız irade kabarır." Dünyanın dört bir yanından verdiği sayısız örneklerle kitap düşmanlarına seslenen yazar şöyle diyor: "Kitap insanın ikizidir, kitap yakmak insan öldürmeye eşdeğerdir."
Musa İğrek
Kitap Zamanı
4 Mayıs 2015



Yorumlar