Saul Bellow 100 yaşında


Kanada doğumlu, Amerikan edebiyatının ustalarından Nobel ödüllü yazar Saul Bellow(1915-2005) Türkiyeli okurların pek ilgisini çekmese de Philip Roth onu “Amerikan edebiyatının belkemiği” J.M. Coetzee ise “20. yüzyıl Amerikan yazarları arasında devlerden biri, belki de tek devi.” diye tanımlar. Amerikan edebiyatına ‘kahraman olmayan kahramanları’ kazandıran yazar olarak bilinen Bellow’un doğumunun 100. yılı dolayısıyla çeşitli etkinlikler ve eserlerinin yeni basımları gerçekleştiriliyor. Bu aykırı yazarı anlatan yeni biyografi ise 20. yüzyılın usta yazarlarından Bellow’un dünyasına açılıyor. Yazarın arkadaşı Philip Roth’un önsöz yazdığı Bellow’un başyapıtı Herzog ise şık bir baskıyla Penguin klasikler dizisinden yayımlandı.

Bir röportajında, yazar olmaya Tom Amca’nın Kulübesi’ni okuduğunda karar verdiğini söyleyen Bellow’a, 1976’da Nobel Edebiyat Ödülü “derin bir insanlık kavrayışıyla çağdaş kültürün incelikli bir çözümlemesini eserlerinde birleştirmesine” dikkat çekmesiyle verilmişti. “Bir roman, birkaç doğru izlenim ve bundan çok daha fazla yanlış izlenim arasında dengelenmiştir, ki biz buna hayat diyoruz.” diyen Bellow’un Türkçede Humboldt’un Armağanı, Yağmur Kral, Herzog, Günü Yaşa ve Boşlukta Sallanan Adam adlı kitapları yer alıyor.

Amerikalı yazar, akademisyen Zachary Leader’ın “The Life of Saul Bellow: To Fame and Fortune, 1915-1964” adlı yeni Bellow biyografisi eleştirmenleri mutlu eden bir eser olarak raflardaki yerini aldı. Yazarın ölümünün ardından iki cilt olarak planlanan biyografinin ilk kitabı olan bu eser, zihinlerdeki Bellow portresine yeni bir bakış katıyor. Biyografinin bu ilk bölümü yazarın çocukluğu, beş evliliğinden ilk üçü ve Boşlukta Sallanan Adam ile çok satan kitabı Herzog üzerine yoğunlaşıyor.

Bellow’un yazıya olan bağlılığı

832 sayfalık bu kalınca biyografi, daha önce el değmemiş malzemelerden, yazarın akrabaları, arkadaşları ve sevgililerinden oluşan yüz elli kişi ile gerçekleştirilmiş söyleşilerden derlenen konuşmalardan oluşuyor. Kimi eleştirmenler kitabı çok detaylara boğulmuş olarak değerlendirse de genel olarak bu yeni Bellow biyografisi kabul görmüş durumda. Kitaplarından ve edebiyat kariyerinden çok ailesini düşünen bir adam olan Bellow’un biyografisi kurmacalarında görünen pek çok dokunun (özellikle Herzog’un) izlerini taşıyor. 1964’te yayımlandığında yazara büyük bir ün getirerek çok satan listelerine giren Herzog, Bellow’un başyapıtı olarak kabul ediliyor. Roman, tanıdığı tanımadığı, hayatta ya da ölü, önemli ya da önemsiz bir sürü insana, içini dökmek ve sıkışmışlığından kurtulmak maksadıyla hiç göndermeyeceği mektuplar yazmaya başlayan, bir nevi kendinden geçmiş bir adamın hikâyesini anlatır.

Hazırladığı biyografide Bellow’un mizah ve zengin olaylarla dolu hayatını okurlara sunan Leader, yazarın hangi şartlarda ve nerede olursa olsun yazıya ayırdığı o ‘kutsal’ vakti asla ihmal etmediğini dile getiriyor. Bellow’un okumayı seven fakat bunu kimsenin bilmesini istemeyen biri olduğunu da unutmayalım. Paris’te geçirdiği dönemlerin yazı hayatına olan derin etkisine değinen Leader, Bellow’un bu şehirden pek çok malzemeyle devşirdiğini aktarıyor. Leader’ın yazarın terekesine erişmekteki kolaylığı eserin kapsamlı bir çalışma olmasını kolaylaştırırken, eleştirmenler ve okurlar biyografinin ikinci cildinin yolunu şimdiden gözlemeye başladı.

2000 yılında “Bellow: A Biography” adlı pek çok eleştirilere konu olan bir başka biyografi kitabı yayımlanmıştı. Bellow, burada kötü bir koca, paraya düşkün ve biraz ayartıcı, bu arada da iyi kitaplar yazan bir adam olarak tarif ediliyordu. Bellow bu biyografi yayımlandıktan sonra onu okuma gibi bir planının olmadığını dile getirmişti. Yazarın oğlu Greg Bellow’un babası hakkındaki kendi anılarını yazdığı “Saul Bellow’s Heart” adlı kitabı da eleştirmenler tarafından topa tutulmuştu. Bellow son dönemlerinde yazı masasının başında saatlerce durarak bir şey yazamayan bir tıkanma yaşasa da kendi deyişiyle İhtiyar Denizci’ye dönmüştü. Fakat ihtiyarlığıyla yüzleşecek gücü bulmuştu kendinde. Üretmekten vazgeçmedi. 2005’te hayata veda ettiğinde, “insanı anlayan” ender yazarlardan biri olarak dünya edebiyatına adını yazdırmayı başarmıştı.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
12 Mayıs 2015



Comments