Aug 2015

  • Dünyanın önemli müzeleri, düzenledikleri sergileri konu alan filmleri sinemada göstermeye başladı. Sinemada sergi, müzenin perde arkasını odağa alarak, serginin üretim aşamasından yerleştirilmesine, sanatçının hayatından müzenin tanıtımına uzanan bir çizgide, bu etkinliğin izleyicinin karşısına çıkmak için nasıl hazırlandığını anlatıyor. Müzeler açısından geniş izleyiciye ulaşmak için önemli bir araç olan sinemada sergi etkinlikleri, sanatı daha erişilebilir kılıyor.…

    Read more →

  • Kitabın yazarının merkezde olduğu uluslararası ödüllerin yerini çevirmenlerin aldığı bir sürece girdiğimiz söylenebilir. Geçtiğimiz ay, iki yılda bir verilen saygın edebiyat ödülü Uluslararası Man Booker’ın, yazar ve çevirmeni arasında paylaştırılacağını duyurmasının ardından çevirmenin rolü daha da önem kazandı. Çevirmene odaklanan yeni bir ödül ise Katar’ın başkenti Doha’dan geldi. Bu yıl ilk kez verilecek Şeyh Hamad…

    Read more →

  • Nobel ödüllü İngiliz yazar Doris Lessing’in (1919-2013), İngiliz istihbarat teşkilatı MI5 tarafından 1943-1964 arasında takibe alındığı ortaya çıktı. Yeni yayımlanan belgelerde, yazarın komünizme sempatisi ve partiye üye olması nedeniyle izlendiği belirtiliyor.  Yazarın Afrika’da yaşadığı dönemde takibe alındığı bilgisiyle birlikte, Komünist Parti’ye üye belgesi de dosyaya konulmuş. Lessing’in, Berlin ve Londra’da yaşadığı dönemlerde de izlendiğini aktaran…

    Read more →

  • ‘Hem dünyada hem de ülkemizde edebiyat dergiciliğini sürdürmenin zorlukları gittikçe ağırlaşıyor. Geçtiğimiz aylarda iki saygın edebiyat dergisi biri Londra’dan biri de New York’tan önemli işbirliğine girdi. The Paris Review ve London Review of Books, her iki dergiye birlikte abone olma kampanyası başlattı. İlk sayısını 1953’te çıkaran The Paris Review ve ilk sayısını 1979’da yayımlayan London…

    Read more →

  • Portre sanatının gittikçe fotoğrafa daha yakınlaştığını söylemek zor değil. Özellikle yeni kuşak genç sanatçıların, tıpkı bir fotoğraf karesi izlenimi veren foto-gerçekçi yağlı boya ve akrilik portre çalışmaları mükemmeli daha da yakalama çabasında. 1960’larda özelikle Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkmış olan foto-gerçekçi resim akımına bu yeniden ilgiyi, pek çok sanat galerisindeki eserlerde görmek mümkün. Dünyanın önemli…

    Read more →

  • Novella (kısa roman) ve roman arasındaki çizginin ne olduğuna dair edebiyat dünyasında kafa karıştırıcı söylemler var. Bu iki tür arasındaki farkın neye göre ayrıldığını tanımlamak güç bir uğraşken, eleştirmenlerin, yazarların ve seçici kurulların bu konuda çeşitli fikirleri ve kelime sayısı zaman zaman gündeme geliyor. Yükselen bir tür olarak novellanın, metin uzunluğunun ne kadar olması gerektiği,…

    Read more →

  • İkinci Dünya Savaşı, insanlık için tam bir yıkım oldu. Savaş sonrasında hayatın pek çok alanında kasvet hâkimdi. Bu yıkımdan, umutsuzluk ve bezginlik ortamından sanat da payına düşeni almıştı. Nazi karanlığını ve savaşın yıkımlarını yeni bir yol açarak dağıtmaya çalışan 20. yüzyılın öncü sanat akımlarından Zero (Sıfır), kendi döneminde pek de anlaşılamayan sıradışı işler ortaya koydu.…

    Read more →

  • Bileti yolculuğa, kartpostalı mekâna tercih eden bir sanatçı. Amerika’nın dışına hiç çıkmadı. Bu bilinçli ve münzevi tercihi, sanat eğitimi almamasına rağmen, onu kendi şiirsel dünyasında sonsuz işler üretmeye yöneltti. Deneysel kısa filmleri için Salvador Dali’nin “Bu fikirleri benim bilinçaltımdan çalmış!” dediği aktarılır. Ürettiği küçük boyutlu eserler, çok yönlü şiirsel evrenini hemen ele verirken, herkes onu…

    Read more →

  • Bir yazarın eserlerinde sözünü ettiği mekanlar, isimler ve karakterler okur için birer yol göstericidir. Yazarından büyük izler taşıyan bu işaretler, onun yazı evrenini keşfetmeye yarar. Fakat böyle bir yükün altına girip iğneyle kuyu kazarcasına bilgileri su yüzüne çıkarmak zorlu bir uğraştır. Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırmasıyla bu keşif kolaylaştı. Bir romanın tüm sayfaları arasında kısa sürede aramalar…

    Read more →

  • “Hastalık” kelimesi huzursuzluğu içinde barındırır. Tıpkı huzursuzluk gibi hastalığı da tarif etmek zordur. Bilge Karasu hayatının son dönemlerinde kaleme aldığı, yarım kalan “Acı Çeken Gövde” adlı denemesinde şöyle der: “İnsan neyi betimlemeğe kalkmamış ki ağrıyı da betimlemeğe girişmiş olmasın?” Pankreas kanserinin pençesindeki Karasu bu kısa metinde bedenini ele geçiren amansız hastalığı anlamaya çalışırken, okuru Virginia…

    Read more →