Ressam, mühendis Calder sunar


Fransız şair, senarist Jacques Prevert, 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından biri olan Amerikalı heykeltıraş ve ressam Alexander Calder'i (1898-1976) şu dizelerle anar: “Eyfel Kulesi'nin - Üstü Mobil - Altı Stabil / Tıpkı Calder'e benzer / Demirin oymacısı - Rüzgarın saatçisi / Kara canavarları terbiye eden / Güleç mühendis - Tedirginlik veren mimar / Zamanın yontucusu - İşte size Calder” İngiltere'nin başkenti Londra'daki Tate Modern'de açılan retrospektif, Prevert'in sözlerinde haklılığının açık bir göstergesi. Britanya'da onun adına düzenlenen en büyük retrospektif özelliği taşıyan sergide yüz kadar heykel, resim ve çizimleri sunulan Calder'in modernizm tarihine yaptığı katkıların hatırı sayılır bir etkisi var. Heykeli durağan bir yapıdan kurtararak sürekli değişen hareketli bir objeye dönüştüren Calder, sanatseverlere, ürettiği eserin halden hale geçişini anbean yaşatıyor. Elde üretilmiş mekanizmalar sayesinde hareket eden eserleri renkli bir görsel şenlik sunuyor.

Makine mühendisi olan Calder'in babası ve dedesi heykeltıraş, annesi ise ressamdır. New York'ta Art Students League'de sanat eğitimi almadan önce çeşitli işlerde çalışır. 1920'li yıllarda ise yolunu Paris'e düşürür. Bronz, ahşap ve taştan heykellerin rağbet gördüğü bir dönemde oldukça öncü bir işe girişerek tellerden eserler üretmeye başlar. Büyük bir kitle yerine çizgiyi tercih eden bir heykeltıraş olan Calder, eleştirmenlerin ifadesiyle “boşlukta çizen” biridir. Bu tercihiyle figürlerin şeffaf olmasını sağlayan Calder, başka objelerin bu heykellerin içinde görünür olmasını sağlıyor. 1926'da ise tellerden sirkleri ve burada yaşananları anlatan eserler üretir. Joan Miro, Piet Mondrian ve Jean Cocteau gibi sanatçılar bu eserleri görmeye gelenler arasındadır. Sergide bu döneminden pek çok çalışma var.

Boşluğu işgal eden heykeller
Baledeki bir koreografiyi yönetir gibi, bu heykelleri kontrol etmek istediğini söyleyen Calder, hareket üzerine daha çok kafa yorar. Hava hareketi açık mekanizmalar onun uğraş alanı olur. El yordamıyla üretilen bu eserlerin kırılganlığını göz önünde bulunduran sanatçı, heykellerin özgürce hareket edeceği bir kurguyu yakalamaya çalışır. Marcel Duchamp'in mobile adını verdiği bu hareketli heykelleriyle, klasik durağan heykel anlayışını yıkar ve sanatsevere her yönüyle keşfedebileceği bir eser sunar. Daha çok metal levha ve çubuklardan meydana gelen heykellerini, tek bir noktadan dengeli bir şekilde kurgular. İzleyiciyle bu türden bir iletişim kuran sanatçı, herkesin kendine göre bir yorum yapabileceği özgür bir alan sunuyor.

Elle veya motorla hareket eden Calder'in bu mobilleri kinetik sanatın önemli ürünlerindendir. Sirklere meraklı bir sanatçı olan Calder buradaki hareketliliği yansıtmaya çalışırken hayvanlar, akrobatlar ve palyaçolar onun malzemesi olur. Asılı duran eserler Calder'in merak alanıdır. "Ben, bakması eğlenceli olan şeyler yapmak istiyorum.” diyen Calder, tel heykeller ve devinen oyuncaklar üretir. Hava akımıyla zincirleme hareket eden heykelleri dev bir metal örümceği çağrıştırıyor. 1930'larda ise heykelleri geometrik bir yapıdan kurtulur ve daha doğal bir forma dönüşür. Denge ve hareket üzerine kafa yoran Calder, sahne sanatlarına epey ilgilidir. Sergideki eserlerden bunun izlerini görmek mümkün.

Calder'in yedi eserinin yer aldığı, farklı koleksiyonlarda dağınık halde bulunan Panel adlı serisi de ilk kez bir arada sergileniyor. Sanatçının yeni bir görsel dil kurguladığı bu heykeller, hareketli eserlerinin ilk ürünlerinden olmasıyla önem taşıyor. Bu panellerin yanı sıra Calder'in Tarantula adını verdiği ve kocaman bir örümceği andıran bu oldukça büyük ve uzun siyah metal heykeli, Brezilya'da yer aldığı enstitüden 50 yıldan sonra ilk defa çıkıyor. Senelerdir burada sergilenen eser, sanatçının başyapıtı niteliğinde. Akrobatlar (1929) adlı telden heykeli de uzun bir süre iki parça olarak sergileniyordu, Calder Vakfı'nın yaptığı restorasyonlardan sonra bu eserin tek bir parça olduğu ortaya çıktı ve bu eseri de ilk kez bu sergide. ‘Güleç mühendis' Calder'in eğlenceli sergisi 3 Nisan 2016'ya kadar açık kalacak.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
24 Kasım 2015

Yorumlar