'Minyatür, gerçeğin büyülü anlatımıdır'

Özcan Özcan
Geçtiğimiz günlerde gösterime giren Derviş Zaim'in Cenneti Beklerken adlı filmi, 17. yüzyılda İstanbul'da yaşayan Eflatun adlı bir minyatür sanatçısının, idam edilmeyi bekleyen isyankâr şehzadenin Frenk usulü portresini çizmek için çıktığı yolda başına gelenleri anlatıyor. Filmde yer alan minyatürler Özcan Özcan'ın fırçasından çıkmış. Minyatürü 'gerçek olamayacak kadar büyülü, hayal olamayacak kadar da gerçek bir sanat' olarak yorumlayan Özcan, minyatür sanatı için 'Resmin başlayacağı ilk nokta ile ulaşabileceği en son aşamadır.' diyor.

Senaryoyu eline aldığında işinin zor olduğunu düşünmüş Özcan; çünkü filmde bir nakkaşın hayatı anlatılacak ve bir zaman için Nakkaş Eflatun olacaktı. Kendini Eflatun gibi hissetmesi, yaşadıklarını duyması gerekiyordu. Bu sayede Eflatun'un ortaya koymak istediğini verebilecekti. Sanatçı, bu süreci bir doğum sancısı olarak yorumluyor ve uzunca bir dönem hayal dünyasında çizimleri tasarladığını söylüyor. Cenneti Beklerken filmi için 16-17. yüzyıllara ait minyatürleri inceleyen Özcan, Osmanlı sarayının kadim nakkaşı Matrakçı Nasuh'un Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn adlı eserinden yararlanarak, filmde geçen mekanları nakşetmiş. Filmde hepsi kullanılmasa da Nakkaş Eflatun'un bütün hayatını çizmiş. Bazen bir aylık çalışması ziyan olmuş; ama en sonunda film için yaklaşık yirmibeş minyatür yapmış.

Minyatürde çizimlerin abartılı olduğu dile getirilir. Perspektif yoktur, ölçüler sanatçının zihnindeki önceliklere göre şekillenir. Özcan Özcan da bu görüşe katılıyor: "İfadeye yönelik bir abartı var bu sanatta. Nakkaş konu açısından önemli olan mekanı, nesneyi şahsı ön planda tutar. Başkalarının dikkat etmediği ayrıntıları yakalar. Nakkaşlık, gerçeği hayal alemine alıp, onu orada dondurarak nakşetmektir." Cenneti Beklerken'de minyatür ve resim, gerçeklik ve hayal arasında gidiş gelişler yaşanıyor. Hayalin bütün karelerde yansımasını görüyor izleyenler. Özcan'ı en çok etkileyen sahne ise Nakkaş Eflatun'un bayılma anı olmuş. Daha önce çizmediği bir şeyi yapmak zorunda kalan Eflatun, gerçek ve hayal arasında gidip geliyor sahnede. Mehdi'nin silüeti aynaya yansıyor ve Eflatun, hiç bilmediği birinin resmini çizmenin sıkıntılı ve zor halini yaşıyor.

Özcan kendini Eflatun'dan daha şanslı görüyor ve ekliyor: "Biz şu an Batı resmini tanıyarak minyatür sanatına eğildik. Eflatun, Batı resmini kendi doğup büyüdüğü topraklar kadar gördü; ama biz resim sanatının içinde büyüdük, bizi ister istemez etkiledi. Bizler Batı resmini tanıyarak bu sanata eğildik. Neden başladığımı bilmiyorum; ama çeken bir sır var, bir büyü var bu sanatta."

'Cenneti Beklerken, film değil minyatür'

"Derviş Zaim aslında sinema filmi değil bir minyatür yapmış. Cenneti Beklerken'de bu sanatın tüm imkanlarından faydalanmış. Film, minyatür sanatının mantığına da çok uygun. Minyatürün ne olduğunu bu filmi izledikten sonra açıklayabiliyorsunuz. Filmde bazen ters, bazen düz kareler karşınıza çıkıyor; bu minyatürde de aynen var olan bir durum. Hayal ve gerçeklik minyatürde iç içedir, filmde de bu yakınlık verilmeye çalışılıyor. Filmi izledikten sonra herkes kendi minyatürünü hayal âleminde çizmeye çalışıyor. Cenneti Beklerken, kendi içimizden çıkan bir sanatın öyküsü. Bence herkesin bu filmi izlemesi gerekiyor."

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi

23/12/2006


http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=476587 

Comments