Sanat dünyasında Fontana dalgası


İtalya'nın Picasso'su ya da Andy Warhol'u olarak görülen Lucio Fontana (1899-1968), yirminci yüzyılın en etkin sanatçılarından biri. Bu öncü ismin eserleri sanat piyasasını gittikçe daha da hareketlendiriyor. Sotheby's, Christie's gibi ünlü müzayede evlerindeki yüksek rakamlı satışların yanı sıra Londra, Milan ve New York'taki galerin ve müzelerin açtığı Fontana sergileri dikkat çekiyor. Delinmiş ve kesilmiş tablolarıyla ayrıksı bir sesi olan sanatçı, getirdiği yeniliklerle sanat tarihinde önemli bir yere sahip. Sabancı Müzesi'ndeki Zero sergisinde hatırı sayılır bir Fontana seçkisi devam ederken, Londra'daki Tornabuoni Sanat Galerisi'nde de seneler sonra bir Fontana retrospektifi açıldı.

Heykeltıraş bir babanın oğlu olan Fontana, 1927'de Milan'da güzel sanatlar eğitimi alır. Soyut heykeller ve seramikleriyle İtalya'nın önemli sanat aktörlerinden biri olur. İlk sergisini 1930'da açar. 1946'da ise ses getiren “Beyaz Manifesto” adlı bildirgesini yazar ve sonrasında renk, ses, uzay, hareket ve zamanı sentezlemeyi amaçlayan Spatializm adlı resim akımını kurar.

KESİK VE DELİK TUVALLER


Fontana, tuval üzerinde yırtarak, keserek ve delikler açarak soyut sanata yeni bir boyut getirir. Resimleri dışında seramiklerinde de aynı kesikleri ve delikleri görmek mümkün. Yenilikçi çalışmalarıyla kendinden sonraki kuşakları etkileyen Fontana'nın bu sanatsal tavrı kendisini İkinci Dünya Savaşı sonrası en önemli sanatçılardan biri haline getirir.


1949'da resimlerini delmeye, sonrasında ise kesmeye başlar, bu bir yıkma eyleminin aksine, resim sanatının geleneksel sınırlarından kurtulmayı amaçlamaktadır. 1950'li ve 1960'lı yıllar arasında sanat hayatının en önemli üretimlerini gerçekleştirir. Tüm sınırları ortadan kaldıran Zero akımının önemli bir parçası olur.

Fontana'nın sanatsal üretim süreci boyunca politik ve sosyal şartları göz önünde bulundurulduğunda, İtalyan faşizmi ve savaş sonrası dönemde malzeme kullanımı güncel sanat adına önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor. Bilinen formları terk ettiğini dile getiren Fontana “Zamanın ve mekanın sonsuzluğuna dayanan yeni bir süreç başlatmak istiyorum.” demişti.

1966 Venedik Sanat Bienali'nde bu eylemini şöyle savunmuştu: “Sanat eleştirmenleri benim için iyi bir heykeltıraş diyor fakat delmeler ve kesmeler için gösteri ve propaganda yapıyor diye eleştiriyorlar. Bu görüşlerinde yanılıyorlar. Sanatsal araştırmalarıma hep inandım. Sanatımdaki bu eylem biçimi oldukça yeni ve öncü bir işlev görecek. Tablodaki bu açtığım delikler basit bir eylem değil, sanatçının ve bireyin üretim özgürlüğü.”

“RADİKAL İŞLER YAPMAMIZ LAZIM”

Centre Pompidou (Paris), Tate (Londra) ve MoMA (New York) gibi ünlü müzelerde sanatçının çeşitli dönemlerde eserleri sergilendi. Tornabuoni Sanat Galerisi'ndeki sergi ise sanatçının on yıldan sonra açılan ilk retrospektifi. Ellinin üstünde eserin yer aldığı sergide, mekan üzerine düşünmeye davet eden pek çok eser var. Sarı, mavi ve kırmızı renklerin ağırlıkta olduğu tabloların üzerini kesen sanatçı, izleyicinin derinlik algısını ters düz ediyor.

Fontana'nın resim sanatına getirdiği bu özgür tavır, kendinden sonraki birçok isme yol açar. Joseph Beuys'un öğrencilerinden Alman ressam, heykeltıraş Imi Knoebel'in dediği gibi “Yves Klein kanvası maviye boyadı, Lucio Fontana ise kanvasa eğik kesikler attı. Geriye ne kaldı? Eğer bir şeyler yapmak ve yaşamak istiyorsanız, çok radikal işler yapmanız lazım.”

Üzerinde 23 yarık olan bir Fontana eseri geçtiğimiz yıl 8,4 milyon sterline satıldığında çok eleştirilmiş ve “Tablosundaki çizik sayısı artınca eserin fiyatı daha mı yükseliyor?” gibi yorumlar yapılmıştı. Önümüzdeki dönemlerde, Fontana'nın eserleri daha da öne çıkacak, zira piyasanın ve koleksiyonerlerin bu sıradışı isme talebi artıyor.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
4 Kasım 2015

Yorumlar