'Divan şiiri, Batı'nın tam ihtiyaç duyduğu şey'

Şu sıralar 'tatlı' bir telaş içinde. Kendi deyişiyle İstanbul'da pek çok tarakta bezi var. Ama bu işlere biraz ara verecek. Bir nevi inzivaya çekilerek yazıyla halleşecek. Divan edebiyatını günümüz insanının hayatına yaklaştıran Prof. Dr. İskender Pala, Omi Uluslararası Sanat Merkezi'nin davetlisi olarak yirmi günlüğüne Amerika'ya taşınıyor.

Daha önce Ayşe Kulin ve Buket Uzuner'i misafir eden Omi Uluslararası Sanat Merkezi, dünyanın dört bir yanından pek çok yazarı ve sanatçıyı buluşturan bir kurum. Oraya davet edilenler iki-üç ay kalarak kendi çalışmalarını sürdürüyorlar. 10 Mart'ta yola koyulacak Pala da nisan başında yayımlanacak Katre-i Matem adlı romanının son okumalarını yapacak. Dünya edebiyatına yön veren bu merkezin eserlerini çok beğendiğini ve ilginç bulduğunu söyleyen Pala, "Bu davet, Türk edebiyatı adına çok önemli bir gelişme. Onur duydum. Güzel şeylerin olacağına inanıyorum. Bu tür etkinlikler sayesinde kendimizi anlatabilirsek medeniyetler savaşında öne çıkacağız. Orada Doğu medeniyetinin birikimini bilsinler istiyorum, İskender Pala'nın değil. Bu önemli benim için. Bizde sahih bir aşk mevcut, bu anlamda Batı'ya anlatacağımız çok şey var. Divan şiiri Batı'nın tam ihtiyaç duyduğu şey; çünkü orada soyut olan yok, pek çok şeyin içi boşaltılmış." diyor.

'Hoca ne yapmış?' diye soracaklar
İskender Pala'ya "Buradaki sorunlarını unut ve git" diye salık vermiş Ayşe Kulin. O da İstanbul'daki yoğunluktan bir nebze olsun kurtulacağı için epey mutlu. Zira iki yıl önce toprağa düşen romanı, bu koşturmaca içinde tamamlamak çok kolay olmamış. Pala'nın heyecanı, romanı anlatırken kendini ele veriyor. Hep gül ve bülbül ile hemhal olan İskender Pala, bu kez bir cinayetin peşinde iz sürüyor. Okurlarına bir cinayet romanı üzerinden İstanbul lâlesini anlatan Pala, kitabı okuyanların 'Hoca ne yapmış?' diye şaşıracaklarını söylüyor ve ekliyor: "Kendi okuruma ihanet etmedim. Romanda yine aşka dair pek çok hikâye var. Kitaptaki bağlantılar ve kurgular çok değişik zamanların ürünü. Onları bir bütün haline getirmem lazım. Amerika'da bunun üzerine eğileceğim. Orada tanıştığım ve konuştuğum yazarlardan edindiğim fikirlerden sonra bir kristal tabaka romana yansıyabilir, bilemiyorum. Ama Amerika'dan gelir gelmez kitabı baskıya yollayacağız."

Dünyanın çeşitli yerlerinde edebiyatın nasıl yönlendirildiğini ve yazı ile uğraşan insanların öngörülerini paylaşma imkânı bulacağını söyleyen Pala'yı ve diğer yazarları çalışmaları esnasında New York'tan pek çok editör ziyaret edecek. Yazarlardan neler yaptıkları konusunda bilgi alacak editörler, kitaplarının çevirileri için de konuşacak.

"Keşke İstanbul'da da böyle bir merkez kurulsa"
"İstanbul'da Omi Uluslarası Sanat Merkezi gibi bir yer kurmayı hayal etmiştim. Dünyanın dört bir yanından yazarlar, sanatçılar ve yönetmenler davet edip İstanbul'da misafir etmek ve iki-üç ay kalmalarını isteyip, bir şeyler üretmelerini sağlamak güzel olurdu. Hiçbir ücret talep etmeden, onların İstanbul'da ortak hatıralarını oluşturmak çok ucuz bir ağırlama aslında. Beş yıl sonra yazacakları bir romanda, yapacakları bir resimde İstanbul yer alacak belki, daha da önemlisi gittikleri yerde bir İstanbul elçisi olarak burayı anlatacaklar. Bir şeyler yapmasalar bile bu şehri tanımaları önemli. Keşke böyle bir merkez kurulsa."

Katre-i Matem'den tadımlık...
"Akşamın ılık meltemleri filbahrilerin kokusunu fesleğenlere karıştırıyordu. Vuslatın derinliğinde kucaklaşmışlardı. Sevgilisinin zülüfleri ilk kez yüzüne değdiğinde içi ürperen delikanlı sordu:

-Işığı görüyor musun?

-Şu kaybolmayan ışığı mı?

-Evet!.. Tıpkı kalbimdeki sen gibi...

-O ışık gibi ben de kalbinden hiç kaybolmayacak mıyım?!..

-?!..

Gözlerinden yaşlar döküldü...

O sırada deniz, dolunayın kendisini çektiğini bilememişti. Nasıl bilebilirdi ki?..."

***

"Saklı inciler gibiydi. Güzel gözlü hurileri anlatanlar, sanki ona bakarak tasvirler yaparlardı. Kaşlar kara, gözler kara. Kirpikler kıvrım kıvrım oya. Bembeyaz ten, uzun boy, uzun boyun... Saçının örgüleri zincir zincir... Edası ve tavrı uygun bir şivekâr.

Soruyu kendisine daha sıkı sarılarak cevaplayan delikanlının iki kolları arasına gizlenerek mutluluğuyla ağladı... Uzaklardan gece kuşlarının sesleri geliyordu ve gökyüzünde kaybolmayan ışıklar vardı.

Delikanlı, sonbahar serinliğini savuran sıcak bir tebessümle bütün gece yüzüne bakmış, kah gözlerindeki letafet buğusuna hayran; kah yanaklarındaki nezahet etkisiyle giryan, adını tekrarlayıp durmuştu:

-Nakşıgül; hazinem, definem... Nakşıgül; servetim, varlığım... Nakşıgül; hayalim, rüyamın tabiri... Nakşıgül..."

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
02/03/2009

Comments