'Abdülhak Şinasi Hisar olmasaydı Tanpınar Beş Şehir'i yazamazdı'

Abdülhak Şinasi Hisar için 'İstanbul'u en iyi anlatan yazar' desek kimse sesini çıkarmaz. Belki biraz şaşırabilir. Lakin Hisar'ın İstanbul'u anlattığı o harikulade bir o kadar mahfi kitaplarını okur henüz ciddi manada keşfetmiş değil. Bunun yanında eleştirmenliği de ıskalanıyor diyebiliriz. Bu 'geçmiş zaman' yazarının zengin dünyasını araştırmacı-yazar Necmettin Turinay bir bir aydınlatıyor. Hisar'ın kıyıda köşede kalmış yazılarını derleyip topluyor ve kitap olarak yayımlıyor. En son Kitaplar ve Muharrirler serisinin üçüncüsü Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı. Turinay ile Abdülhak Şinasi Hisar'ın dünyasını konuştuk.

Abdülhak Şinasi Hisar'ın kıyıda köşede kalmış yazılarının derlenip kitap olmasının edebiyata katkısı nedir?

Bu, Banarlı'nın Yahya Kemal ve Prof. Dr. Zeynep Kerman'ın Tanpınar için yaptıklarından sonra gerçekleştirilen üçüncü büyük külliyat çalışması. Çalışmalar sonucunda Hisar'ın, dokuz kitabı yayımlanacak. Böylece edebiyatımızda Hisar algılaması daha bir vuzuha kavuşmuş olacak. Hisar'ın bugünkü İstanbul algılamasının teşekkülünde oynadığı rol vuzuha kavuşacak. Cumhuriyet tarihi edebiyatında Peyami Safa, Tanpınar, Nurullah Ataç ve İsmail Habib'in dışında büyük bir eleştirmenin varlığı ortaya koyulacak.

Kitaplar ve Muharrirler'in girişinde Hisar'ın ürettiği etkilerden birinin 'içimizdeki çocuğu keşfetmek' olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Hisar'ın edebiyatımızdaki en önemli etkilerinden biri; 'derin çocuğu' keşfetmesi. Onun İstanbul üzerine yazdıkları 'hatıra' kabul edilmektedir. Fakat bunlar bildiğiniz cinsten hatıralar olmayıp, Bergson felsefesi Proustien bir yazışla devrin içine bütün zamanlarımızı yerleştirmeye alelade hatıra yazımının daha ötesinde derinleşmeye dayanır. Onun anlattığı çocuk, insanı, tabiatı, çevreyi derin ve manevi gözlerle görür. Bu, 1930'lu yıllarda edebiyatımızda öyle derin tesirlere yol açtı ki, Dağlarca şiirinin Çocuk ve Allah'a kilitlenmesi buradan kaynaklanırdı. Aynı şekilde Sait Faik hikâyesinin ilk dönemlerinde bu çocuğun etkisi görülür.

Selim İleri, bir yazısında "Abdülhak Şinasi'nin tuhaf talihinde okunmak-okunmamak, okura 'iletmek' sorunlarının ötesinde, bir de yeterince 'anlaşılmamak' sorunu öne çıkar." diyor. Siz, Hisar'ın yeterince anlaşıldığını düşünüyor musunuz?

Anlaşıldığı kanaatinde olsam, onun üzerine ne bir doktora çalışması yapar ne de yazılarını dokuz ayrı kitaba dönüştürmek ihtiyacı duyardım. Bugün İstanbul'un kültür başkenti olduğunu kanıtlama yolunda herkes çırpınıyor. Fakat sahip olduğumuz İstanbul algılamasını; Yahya Kemal ile eş seviyede ve belki ondan ziyade, Hisar'a borçlu olduğumuzu çokları bilmiyorlar. Fakat Hisar'ı asıl unutulmuş bir yazara dönüştüren husus, onun yıllarca Milli Eğitim müfredatlarının dışında tutulmasıdır. 1967'lerden günümüze kadar, eserlerinin düzenli bir baskısı da yapılamamıştır.

İstanbul, edebiyatta gittikçe daha çok yer alıyor. İstanbul'u harikulade anlatan Hisar'a da ilginin arttığını söylemek mümkün mü?

Son yıllarda yazarlar, yaşadığı mekânları yazmaya daha meyilli gözüküyorlar. Lakin, Türk yazıcı sınıflarının Hisar'la yolları kesişmedi. İnceleme ve araştırma türü eserlerde Hisar'dan, bir dipnotla bile karşılamıyoruz. Hisar'ın İstanbul'u anlatan yazıları olmasaydı, Tanpınar Beş Şehir'i yazmaya kalkışamazdı. Unutmayalım ki o tarihlere kadar, Tanpınar'ın ne şiirinde ne de hikâyesinde şehri bir insan gibi hatıralarıyla iç içe yaşayan bir algılama mevcut değildi.

Hisar'ın yazılarını derlerken en çok ne dikkatinizi çekti?

Roman kritikleri ve edebi eser karşısında takındığı tutum. İkincisi de 1930'larda inşa edilmeye çalışılan yeni tarih tezi karşısındaki tavrı. O günkü şartlarda geleneğin savunulması imkansızdır. Fakat o, bu engeli aşmayı başardı. Yazıları öyle derin tesirlere yol açtı ki, Yahya Kemal'in Itri şiiri, Tanpınar'ın Bursa'da Zaman şiiri bu atmosferin ardından doğdu. Ziya Osman Saba'nın, Dağlarca'nın ve Cahit Sıtkı'nın şiiri, bu vakur alanından olabildiğince etkilendi.

Orhan Pamuk, Hisar'ı 'dört hüzünlü ve yalnız yazarlardan' biri olarak sayıyor...

Pamuk'un değerlendirmesi gayet isabetlidir. Fakat bu nereden kaynaklanıyor? Bir defa Hisar hiç evlenmedi. Burası onun birinci yalnızlık katmanıdır. İkicisi de aşırı temizlik saplantısı. Dolayısıyla insanlarla derin sohbetleri yok gibidir. Onun asıl yalnızlığı ölümle yüz yüze yaşamasından kaynaklanmaktadır. Sanki ölmeden evvel ölünüz fehvasınca hayatını ona göre kavramaya çalışmıştır. Yazarken, bir bitmeyecek zamana yani ebediyete bir şeyler armağan ettiği şuuru yükselmektedir. Onun bu noktadaki yardımcısı da çocukluğunda ailesiyle devam ettiği, Bahariye Mevlevihanesi'nden beri kulaklarında çınlayan Mevlevi ayinlerinden sürüp gelen seslerdir. Ondaki hüzün ve yalnızlık, "müziğin ürettiği ilahi/bir nevi ebedi zamanda" yalnız yaşamaktan kaynaklanan bir haldir.

Sadık Yalsızuçanlar sizin için, "Bir edebiyat tenkidcisi olduğu kadar, bir romancı, bir hikâyeci, hatta bir şair duyarlılığı taşıyan naif bir kişilik." diyor. Hisar'ın sizin edebi kimliğinize katkısı ne oldu?

Hisar'ın benim üzerimdeki en büyük faydası, Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın derin akışını fark ettirmesidir. Genel geçer hükümlerin yanlışlığı aynı zamanda. Bende hasıl olan bakış açısını; Kitaplar ve Muharrirler'in üç cildinin girişlerine yazdığım metinlerde ortaya koydum. Bunlar bir nevi Cumhuriyet dönemi edebiyatı tarihi ve orada Hisar'ın yerinin tayini mesabesindedirler.

Hisar'ın bu üç ciltlik eleştiri ve deneme yazılarından sonra okurları hangi kitaplar bekliyor?

Hisar'ın altı eseri daha sırada beklemektedir; Türk Müzeciliği, Balkan Şehirleri, Ediplerimize Dair Hatıralar, Türk Ocağı Hatıraları, Geçmiş Zaman Adamları (Hikâye), Saatler Mevsimler (Şiir), Abdülhak Şinasi Hisar'ın Mektupları, Abdülhak Şinasi Hisar'a Yazılan Mektuplar. Bunların dışında 1922'den itibaren Hisar ve eserleri üzerine kaleme alınmış yazıları da ayrı bir kitap olarak düşünüyorum.

Musa İğrek, İstanbul

Zaman Gazetesi

03/12/2009

Yorumlar