'Elifi görse mertek sanacak bir gençliğim vardı'

Usta hattat Halim Özyazıcı, Akademi'nin hat hocasıdır. 1950'li yıllarda ise öğrencisi kalmamıştır. Koridora çıkıp merdivenlerden inen mimarlık öğrencilerine "Sizin eliniz kalem tutar, çiziminiz kuvvetlidir, gelin size iki harf öğreteyim." diye adeta yalvaran Hoca'ya kimse dönüp bakmaz. Bu anlatılanlar üzücü olsa da maalesef aynıyla vaki.

Klasik sanatlara kimsenin yüz vermediği böyle bir dönemde meraklı bir gencin yolu Osmanlı kültürünü devralmış üstatlarla bir şekilde kesişir. Aslında eczacılık eğitimi almaktadır. Hocası 'Gül çapkını' Hezarfen Hattat Necmeddin Okyay, onu birine tanıtmak gerektiğinde "Bu evladımın yetişmesini viranede incir ağacının kendiliğinden bitmesine benzetiyorum." demektedir. Prof (h.c) M. Uğur Derman da bu hakikatin farkında; "Eski Türk kültürü ve sanatından tamamen koparılmış bir neslin ilk örneklerindenim, elifi görse mertek sanacak bir gençliğim vardı." diyor.

Hat sanatı konusundaki titiz çalışmalarıyla tanınan Uğur Derman, klasik sanatlarımızın sandık odası, bir dönemin hafızası. Aldığı emaneti gözü gibi korudu. Üzeri perde perde örtülmüş bir medeniyetin peşine düştü. Yetmiş beş yaşını bitirmek üzere olan Derman, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görüldü. Çankaya Köşkü'nde düzenlenen törende hocanın çocuksu mahcubiyeti ve neşesi görülmeye değerdi.

Merasimin ardından klasik sanatların hâmisi Uğur Derman'ın kapısını çaldık ve insanın hayatının bazen bir sanat eseri kadar güzel olabileceğine kanaat getirdik. Hemen fısıldayalım: Derman haliyle, tavrıyla gittikçe çok sevdiği hocası Necmeddin Okyay'a benziyor. Bir İstanbul beyefendisi olan Uğur Hoca, hâlâ ilk günkü heyecan içinde üretmeye, araştırmaya devam ediyor. Derman Hoca ile konuşunca 'Bir dokun, bin âh işit kâse-i fağfurdan...' mısraı 'ete kemiğe büründü' desek yeridir. Konu konuyu, söz sözü açtı. İlk konu ödül tabii ki: "Bu mükâfat beni şaşırttı. Çünkü hizmetlerimi karşılık beklemeden yerine getirmekteydim. Bu ödül, ilk defa gelenekli sanatlara Cumhurbaşkanlığı seviyesinde iltifat edildiğini gösteriyor. Ödül benim şahsımda klasik sanatlara verildi."

Mahir İz, Necmeddin Okyay, Macid Ayral, Halim Özyazıcı, Süheyl Ünver, Fethi Gemuhluoğlu, Nihad Çetin... Uğur Hoca'nın hayatında hepsinin ayrı ayrı izleri var. Vaktiyle "Kapandı bu devir, senin istidadın varsa modern resimle ilgilen" diyenler olsa da o pek kulak asmamış bu lakırdılara... Günümüzde ise Derman'ın peşinde olduğu klasik sanatlarımızın bilgi ve görgü kısmı maalesef eksik. Hoca bu durumu şöyle anlatıyor: "Osmanlı devrinde yetişmiş sanatkârlardan beslendiğimiz için bu anlayışı yürütebildik. Bir icazet için yıllarca beklenirken, şimdilerde üç ay kursa gidip hattatım diyenler var." Derman'ın bu derin zevke ulaşmasında rahmetli annesinin de etkisi var. Eski imlâdaki müşküllerini çözmekte çok yardımını görmüş. Sonraları duvarlara levha astıkça "Burayı Selman Ağa Camii'ne çevirdin." diye takılırmış.

Uğur Derman, herkesin yazdığı konularla uğraşmadı, nerede ele alınmamış mevzular varsa onlarla hemhâl oldu. 25'i büyüklü küçüklü kitap olmak üzere 455'ten fazla makale... Müjdesini verelim, yazıları yakında kitap olacak. Mayıs ayında Kubbealtı Vakfı'nda yapılacak 75. yaş toplantısında bu evlâdiyelik kitap, okurla buluşacak. Uğur Derman, 2010 Ajansı'nda Geleneksel Sanatlar biriminin üvey evlat olarak görüldüğünü söylüyor. Ona göre yapılan işler daha geniş olabilirdi ama bu kadarla yetinildi.

Derman'ın seçme bir hat koleksiyonu var. Geçtiğimiz yıl düzenlenen müzayedelerde Şevket Rado ve Emin Barın'ın koleksiyonlarının satılmasını klasik sanatlar adına iyi görüyor. Zira bu gelişmelerin hattın değerinin anlaşılmasında olumlu etkisi var. Klasik sanatların bir yatırım aracı olarak görülmesine ise "Keşke görülse. Eski nesilden koleksiyoncu kalmadı. Geçenlerde 400 bin liraya hilye satıldı. Ama hat sanatında hâlâ yükselen bir grafik yok. Bir kere o kültürden koptuk." diyor.

'Hayalim Necmeddin Okyay kitabı'

"2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında '99 Mushaf' projesi var. Onunla meşgul olmaya başlayacağım. İstanbul'da yazılmış 99 mushaf seçilecek, sergilenecek ve kataloğu çıkacak. En çok istediğim ise Necmeddin Okyay kitabı. Çözülecek bantlar, taranması gereken malzeme var. Titizliğimden dolayı işler uzadı. Rahmetli hocam 'Beni sen yaşatacaksın evlâdım.' demişti. Onu yaşatayım ki ben de rahat öleyim."

'Geleneksel değil, gelenekli sanatlar'

"Sel ve sal'a Türkçenin kanseri olarak bakıyorum. Ziyaeddin Fahri'nin 'Türkçeyi sala bindirip sele verdiler.' sözü çok doğru. 'Geleneksel' kavramına bu yüzden karşıyım. Ayrıca 'sel' eki aidiyet gösterir. Bu hâle göre eskinin taklid edilmesi mânâsı doğar. Ama 'gelenekli' dersek, 'gelenekle zamanımıza kadar gelen, maziden ilham alan' mânâsı çıkar. Geleneksel kelimesinde 'eskiyi kopya et, koy' anlayışı var."

'Klasik Türk sanatları müzesi lazım'

"İstanbul'da bir klasik Türk sanatları müzesi lazım da, bu devlet eliyle olacak bir şey değil. Gelenekli sanatlarımız müzelerde bir bölüm olarak kalmaya mahkûm. Rahmetli Sakıp Sabancı hat eserlerini almaya başlamıştı. Erdoğan Demirören de yazı topluyor. Sevgi Gönül de hilyelere merak sarmıştı, ama vefatından sonra devamı gelmedi. Böyle işler hep şahsi gayretlerle oluyor."

'Ebru maalesef ayağa düştü'

"1977 yılında yayımlamış olduğum ebru kitabını yeniden neşretmek istiyorum. O dönemde sadece iki-üç ebrucu vardı, şimdi ise üç bin kişi çıkar herhalde. Bunların içinde çok iyi ebru yapanlar bulunduğu gibi yaptığını zannedenler de var. Kitabımı yeniden yazarken rahmetli Mustafa Düzgünman'da bırakmak üzere tasarlıyorum. Elimdeki yeni belgelerle sadece tarihimizdeki ebruyu yazacağım. Ebru maalesef ayağa düştü."

Musa İğrek, İstanbul
18/01/2010
Zaman Gazetesi

Comments