Türk resminin 'uç' beyi göç etti

Behçet Necatigil, şair İlhan Berk için 'Türk şiirinin uç beyi' derdi. Bu payeyi Türk resminde kime verebiliriz diye düşündüğümüzde akla ilk gelen isimlerden biri kuşkusuz Ömer Uluç'tur. Bu yakıştırmaya kendisinin ne diyeceğini duymayı istesek de maalesef artık mümkün değil. Türk çağdaş sanatının önde gelen sanatçılarından Ömer Uluç, bir süredir tedavi gördüğü İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde dün 79 yaşında vefat etti. Sanatçının cenazesi, yarın öğle vakti Teşvikiye Camii'nde kılınacak cenaze namazından sonra Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

Uluç, 'Heves Kuşu Durmaz Döner' adlı kitabının adını şair Baki'den "Deşt-i fenâda mürg-i hevâ durmayıp döner" (yokluk çölünde heves kuşu durmadan döner) adlı dizesinden almıştı. İçindeki bu heves kuşu, hastalığında bile sürekli oraya buraya uçtu. Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'ndeki "Parçalanmanın Kimyası" ve "Sağ El, Sol El Desenleri" adlı son sergisiyle yine 'uç'larda yeni işler sunmuştu. Hastalığının ağırlığı üzerine çökmüş olsa da son işlerini anlatırken büründüğü sükûnet ve çocuksu heyecan hemen kendini ele veriyordu.

Ömer Uluç, Robert Koleji bitirdikten sonra ABD'de önce mühendislik, ardından resim eğitimi gördü. 1953'te Nuri İyem'in öncülüğünde kurulan "Tavan arası Ressamları" olarak adlandırılan grupta yer aldı. 1983'ten beri Paris'te yaşayan sanatçı yılın önemli bir bölümünü İstanbul'da geçiriyordu. Başta Paris, Berlin ve İstanbul olmak üzere yurtdışı ve yurtiçinde çok sayıda sergi açtı. Pek çok önemli bienale katıldı. Kendini sadece tuval resmi ile sınırlandırmayan Uluç, değişik malzemeler kullanarak işler üretti. Türk sanatının yanı sıra Uluç'un alamet-i farikası 'cinler' de artık yalnız ve hüzünlü.

'Dünyada da kendini kabul ettiren bir sanatçıydı'

Yahşi Baraz: "Kendi kuşağının en avangard sanatçısıydı. Hep yenilik peşinde koşmuştu. Özellikle hayatının son beş yılında hiçbir ressamın yapamayacağı avangard işler yapmıştır. Sanatta yaşlanınca bir durağanlık oluyor. Onda tam tersi oldu. Umarım ileride büyük bir retrospektif sergi açılır ve işleri görülür."

Mehmet Güleryüz: "50'lerden bu yana Türk resminin çok önemli bir ucu olarak sürdürdüğü resim, dünya resmi içinde de önemli bir noktadır. Türkiye'de lokal bir ressam kalitesinin üstünde dünyalı bir resimdir Ömer'in yaptığı. Özellikle soyut resimde önemli bir yeri var. Bu çapta bir sanat kalitesi çok kolay rastlanır bir şey değildir. O entelektüel seviyede sanatçı oluşması çok zor artık."

Ergin İnan: "Kullanılan boyalar, çalışma koşulları bu amansız hastalığa neden. İnsan sıhhati çok önemli, ama sanat uğruna her şeye katlanabiliyor. Boya falan dinlenmeden çalışılabiliyor. Ömer Uluç da sanat uğruna çok şey yaptı."

Ayşegül Sönmez: "Türk resminin, çağdaş sanatın en önemli kaybı. Hastalığının sanatsal üretimini engellemesine izin vermedi. Müthiş bir zekâ, inanılmaz bir mizah ve üretim duygusu vardı. Hastalığının son dönemlerinde çok önemli iki sergi açtı: Beylerbeyi Cinleri ve Parçalanmanın Kimyası. Bu ikisi de sanat tarihine, müzelerde dondurulmaya meydan okuyan sergilerdi. Pek çok şeye ve daha da önemlisi hastalığına kafa tuttu."

Ömer Faruk Şerifoğlu: "Cumhuriyet tarihinin yetiştirdiği dünyada da kendini kabul ettirebilen sayıları da üç-beşi geçmeyen önemli sanatçılardan birisidir. Türk sanat camiası Ömer Uluç'un vefatıyla çok büyük bir kayıp vermiştir. Sezer Tansuğ Sanat Vakfı'nın da mütevelli heyetindeydi. Biz vakıf olarak da çok önemli bir değerimizi kaybettik."

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
29/01/2010

Comments