Müzelerde ‘selfie’ tartışması


John Berger benzersiz kitabı Görme Biçimleri’nde bize görme eylemine dair ufuk açıcı bilgiler verir. Berger’den birkaç cümle alıntılarsak “Yalnızca baktığımız şeyleri görürüz. Bakmak bir seçme edimidir. Bu edimin sonucu olarak gördüğümüz nesne -her zaman elimizle dokunabileceğimiz bir nesne anlamında olmasa da- ulaşabileceğimiz bir alana getirilmiş olur. (...) Tek bir nesneye değil, nesnelerle aramızdaki ilişkilere bakarız her zaman. Görüşümüz sürekli olarak canlıdır, hareketlidir; her şeyi çevresindeki bir çember içinde tutar; bulunduğumuz durumda bizim için orada var olabilecek her şeyi gösterir bize. Bir şeyi gördükten hemen sonra, aynı zamanda kendimizin görülebileceğini de fark ederiz.”

Elinde akıllı telefonuyla her anı fotoğraflamak isteyenlerin çağında Berger’in sözünü ettiği bu görme eylemi, özellikle müzelerde daha karmaşık bir hale girdi. Bir yandan eserle arasında derinden ilişki kurup olabildiğince haz almaya çalışan, öte tarafta ise bu hazzı fotoğraf makinesi veya akıllı telefonuyla çeşitlendiren ve kişisel tarihine ‘buradaydım’ diye not bırakan sanat izleyicisi... İkinci grupta yer alan izleyicinin öyle her yerde rahatça makinesiyle dolaşabildiğini söyleyemeyiz. Zira, sergiledikleri eserlerin flaşlı çekimlerden zarar gördüğünü dile getiren müzelerin yanı sıra flaşsız çekimlere dahi izin vermeyen (müzenin mağazasının yolunu gösteren) sanat kurumları var. Çoğu ziyaretçiyi kızdıran bu farklılık her müzede ayrı işlerken, Londra’daki Ulusal Galeri geçtiğimiz hafta ziyaretçilerine uyguladığı fotoğraf çekme yasağını kaldırdı. Bünyesinde önemli bir koleksiyon bulunduran galerinin bu tavrı müzede fotoğraf çekme yasağını yeniden gündeme getirdi.

SANAT ADINA KAYGILANDIRICI BİR DURUM

İçinde bulunduğumuz ‘selfie’ (kendi fotoğrafını çekmek) çağında müzeyi ziyarete gelenlerle mücadele etmekten bir hayli bıkan kurumun bu politikası sanatseverleri epey mutlu etti diyebiliriz. Fakat, müzenin bu tavrına sanat camiasından eleştiri geldi. Ziyaretçilerin eserleri görmek için değil, kendi fotoğraflarını sanat eseriyle birlikte çekmek için buranın yolunu tuttuğunu düşünen eleştirmenler, yasağın kaldırılmasının sanat adına kaygılandırıcı olduğunu dile getiriyor. Zira, yasağın kaldırılmasıyla galeri ve müzelerin bir ‘selfie mekanı’na dönüşeceği düşüncesi hâkim. Kimi eleştirmenler ise bu uygulamayı müzelere dijital özgürlüğün gelmesi şeklinde değerlendiriliyor. Ulusal Galeri’nin bu tavrı diğer kurumları da harekete geçirirken, dünya müzeleri ikiye ayrılmış durumda: Fotoğraf çekmeyi yasaklayanlar ve yasaklamayanlar! Paris’teki Louvre ve New York’taki Metropolitan Müzesi fotoğraf çekmeye izin verirken, dünyadaki en eski ve en ünlü sanat müzelerinden olan İtalya’daki Uffizi Galeri ve İspanya’daki Prado Müzesi, fotoğraf çekmeye izin vermeyenler arasında yer alıyor.

GÖRSEL BELLEĞİ ZAYIFLATIYOR

Müzelerin bu farklı uygulamasına karşı Psychological Science adlı dergide geçtiğimiz yıl yayımlanan makaleyi hatırlatmakta yarar var. Araştırmaya göre, sanat eserlerini izlemek yerine, elinde makinesiyle onları fotoğraflayanların sanat belleği zayıflıyor. Araştırmayı yürüten Amerika’daki Fairfield Üniversitesi’nden Linda Henkel ziyaretçilerin sanat eserleriyle etkileşime geçip bu eylemi zihinlerine kaydetmek yerine görme eylemini fotoğraf makineleriyle böldüklerini söylüyor. Henkel’e göre bu eylem bireyin, sanat eseri ile kendisi arasındaki etkileşimini ve katılımını azaltıyor. Sonuç olarak elinde fotoğraf makinesiyle müzeyi gezen ziyaretçilerin görsel hafızası, fotoğraf makinesiz ziyaretçilere göre daha gerilerde kalıyor. Henkel’in önerisi ise şöyle: Fotoğraflarını çekip biriktirmek yerine, (buna sosyal medyada paylaşmayı da ekleyebiliriz) onlarla etkileşime geçip incelemek...

John Berger, 1972’de yayımlanan Görme Biçimleri’nde sanki bugünleri görmüş gibi… Bir tabloyu gördüğümüzde kendimizi onun içine koyduğumuzu söyleyen yazar, “Bu sanatı görmemiz engellendiğinde aslında bizim olan tarihten yoksun bırakılmış oluruz. Bu yoksunluktan kim yarar sağlar?” diye devam eder. Müzelerin yavaş yavaş fotoğraf yasağını kaldırması, içinde bulunduğumuz bu ‘selfie’ çağında, kendine bir tarih oluşturma çabası olarak da görülebilir; fakat öte tarafta, sanat eserinden alacağı hazza odaklanan izleyicinin zevkini bulandırabilir.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
21 Ağustos 2014



Comments