İyimser kız Emma 200 yaşında!


İngiliz edebiyatının ilk büyük kadın romancısı Jane Austen (1775-1817), kırk iki yaşında öldüğünde geriye altı roman bıraktı. Fakat Woolf'un deyişiyle Jane'in romanlarını yazacak, değil bir odası, sessiz bir köşesi bile yoktu. Kimi eleştirmenlerce yerden yere vurulan, kimilerince büyük bir yazar olmadığı savunulan Austen'ın, 40 yaşındayken tamamladığı ve ‘en sevdiğim romanım' dediği “Emma” 200 yaşında. Yıl boyunca romanı merkeze alan söyleşiler ve çeşitli konuşmalar gerçekleştirilirken, dünyanın önemli yayıncılarından Penguin, kitabın yayımlanmasının 200. yılı anısına, eylül ayında açıklamalı ve şık tasarımlı yeni bir Emma baskısı çıkarıyor. İngiltere'nin en çok okunan yazarlarından Alexander McCall Smith ise geçtiğimiz yıl Emma'yı yeniden kaleme almıştı.

“Emma Woodhouse, güzel, zeki, varlıklı bir kızdı. Rahat bir evi, iyimser bir yaradılışı vardı. Böylece, dünyanın en büyük nimetlerine sahip sayılırdı; ömrünün şu ilk yirmi yılında pek az sıkıntı, üzüntü çekmişti.” diye başlayan roman, bir taşra kasabasında yaşayan genç kızın gerçek aşkı bulmak hayalini ve bir yandan da insanoğlunun zayıf yönlerini işler. Roman, 19. yüzyıl İngiliz toplumunu da inceden inceye alaya alır. Selim İleri kitap hakkında kaleme aldığı bir yazısında şöyle bir değinmede bulunur: “Bana öyle geliyor ki, bütün ‘iyi' yazarlar gibi, Jane Austen da ‘iki benliği'yle çatışıp duruyordu. Şurda ironi, şurda keder... Bana sorarsanız ironisinde bile kederliydi. Emma'nın bir cümlesi hem incitir, hem gülümsetir: ‘Çok dar gelirli bekâr bir kadın, gülünç ve sevimsiz bir kızkurusu olur... ama servet sahibi bekâr bir kadın, her zaman saygıdeğerdir.'”

Austen'ın, roman yazdığı anlaşılmasın diye kâğıtlarını alelacele toplamak ve bunları saklamak zorunda kalan bir hayatı vardı. Hiç evlenmeyen yazar, kendi çocuklarım dediği romanları sayesinde mutlu bir hayat sürdü. E.M. Forster'in, yazar olarak ona hayranlık duymasına karşın, Austen'ın insan olarak çok sevimsiz ve çok bayağı yanları olduğunu dile getirdiğini hatırlatalım. Bunun yanı sıra, kendine en yakın hissettiği ablası Cassandra'nın, ünlü yazarın mektuplarının birçoğunu hiç tereddüt etmeden ateşe attığı söylenir. Cassandra'nın öldükten sonra ünlü olan kardeşini korumak için bunu yaptığı dile getirilir. Fakat, bu tavır pek çok Austen okurunu kızdıran vakalardandır. Cassandra'nın bir mektubunda anlattığına göre, ölümünden birkaç gün önce kardeşine, bir şey isteyip istemediğini sorduğunda “ölümden başka bir şey istemiyorum” demiştir. Mina Urgan'a göre bu “Jane Austen'ın söylediği tek dramatik sözdür”.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
30 Temmuz 2015


Yorumlar