Goya'dan insanlığın halleri

Francisco de Goya 
İspanyol sanatçı Francisco de Goya (1746-1828) kral ailesinin ve İspanya sosyetesinin ressamı olarak ün salmasının yanı sıra bir baskı altındaydı. Avrupa Hıristiyan dünyasını büyük bir sıkıntıya sokan Engizisyon uygulamaları onu da etkilemişti. Bu zorlu zamanların büyük bir tanığı olarak kendi sanatını icra ederken, dönemin toplumsal olaylarını eleştirel bir bakış açısıyla ele almayı da ihmal etmemişti. Cesur tekniğiyle 19. yüzyıl Avrupa resim sanatının öncülerinden olan Goya'nın geride bıraktığı 150 portre var. Bunların pek çoğu çeşitli koleksiyonlar ve müzelerde yer alırken, İngiltere'nin başkenti Londra Ulusal Galeri'de açılan ‘Goya Portreleri' adlı sergi bir arada pek de görülemeyecek 70 portreyi dünyanın dört bir yanından derlemiş.

Mütevazı bir ailede doğan Goya erken yaşlarda resim eğitimi alır. Genç yaşta ürettiği portreler, gravürler ve duvar resimleriyle bu benzersiz yeteneği onu saray ressamı olmaya götürür. 40'lı yaşlarında geçirdiği ağır ateşli hastalıkların sonucu olarak sağır kalan Goya, zorlu bir dönem geçirir ve bu onun sanatını etkiler. “Resimde kural yoktur.” diyen Goya, sanatçının, üretiminde özgür olması gerektiğini sık sık dile getirmişti. Goya, portelerini yaptığı isimlerin sadece fiziksel görünüşlerine değil onların ruh hallerini de oldukça iyi çözebilen ve resim dilinde bunu dile getiren bir ressam. İnsanın iç dünyasına yönelik bu gözlemleri ve bunu eserlerinde göstermeye çalışmasıyla ‘filozof ressam' olarak anılır.

Dehşet uyandıran sanatçı
The Duchess of Alba (Alba Düşesi) adlı portresi, Avrupa sanat tarihinin en önemli eserlerinden. Goya'nın İspanya Krallığı'nın en zengin ve güçlü ailesine mensup Alba Düşesi María del Pilar de Silva'yı resmettiği eser, sanatçının güçlü bir figür olan düşes ile yakın dostluğunun meyvesidir. Oldukça dramatik olan bu portrede düşes, yeri işaret eden parmağıyla, kuma yazılmış “Solo Goya” (Bir Tek Goya) adlı yazıyı gösterir. Yalnızca Goya'nın onu resmedecek kadar usta olduğunu anlatan bu yazı resmin önemli bir parçasıdır.

The Duchess of Alba
Sergide, Goya'nın Kraliyet ailesine mensup isimleri resmettiği tabloların yanı sıra dönemin şairleri, ressamları ve mimarları da var. Başı ellerinde politikacı Gaspar Melchor de Jovellanos; parlak bir sofada oturan oyuncu Antonia Zárate; Altamira'nın Kont ve Kontes'lerinin kırmızılar içindeki oğulları gibi pek çok isim dikkat çekiyor. Küratör Xavier Bray'ın tespitiyle Goya'nın hayran olduğu ya da nefret ettiği kişiler portrelerdeki ışıklandırmadan kolayca anlaşılıyor. Sanatçının kendi portrelerinin de olduğu bölümde giydiği elbise her ne kadar üstüne küçük gelse de resimdeki güçlü ve özgür bir dil kendini gösteriyor. Goya'nın doktorun kolları arasındaki güçsüz ve hasta halini gösteren portrenin ise sarsıcı ve huzursuz edici bir tarafı var. Goya, tüm bu ‘yüksek' bağlantılarına rağmen servet ve gücün karşısında esir olmaz ve yetmiş yaşına geldiğinde hâlâ maddi sıkıntılarla baş eden biriydi. Sansür yine ülkeyi kuşatmış ve Engizisyon yeniden kurulmuştu, Goya bu yüzden zorlu zamanlar yaşadı.

Goya, kendisinden sonra gelen Manet, Picasso ve Bacon gibi pek çok sanatçıyı etkiledi. Charles Baudelaire'in deyişiyle Goya “her zaman büyük bir sanatçı, sık sık da dehşet uyandıran bir sanatçıdır”. Kronolojik olarak yerleştirilen portreler boyunca Baudelaire'in bu tespitini görmek mümkün. Unutulmayan portrelerin yer aldığı sergi, 10 Ocak 2016'ya kadar gezilebilir.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
10 Aralık 2015



Yorumlar