Çevirmenlerin telif hakkı şeffaflık istiyor

Photo by Peter Pryharski on Unsplash

Bir kitabı elimize aldığımızda gözümüze ilk ilişen kitabın adı ve yazarıdır. Kapakta çevirmenin ismi yoksa, kitabın başka bir dilden tercüme edildiğini kestirmek, bu ilk karşılaşmada zordur. Kimi okurlar için çevirmenin adı mühim değildir. İdeal okurun ise tıpkı sevdiği yazarlar gibi, sevdiği çevirmenler listesi vardır. Çevirmenin adına kitabın kapağında yer veren bir yayıncılık anlayışına varmak uzun zaman aldı. Özellikle büyük yayınevleri bunu yavaş yavaş bir politika haline getirirken, çevirmenlere verilen ödüller de bu iyiye gidişin işaretleri.

Gittikçe daha da görünürlük kazanan çevirmenler, tartışmalı, orantısız ve bir o kadar da hassas olan bir alana dikkat çekmeye çalışıyor: telif hakkı. Çevirmenler, genellikle, bir kereye mahsus olmak üzere telif hakkı alırlar. Yazarların aksine her yayımlanan kitap, onlar için pay alınacak telif ücreti anlamına gelmez. Çevirmenlere her kitabın başına telif hakkı ödeyen az sayıda yayıncı var. Bunun açık örneği çok olmasa da yayıncılık dünyası, çevirmenlerin aldığı bu tek seferlik telif ücretinin emeği karşılamadığını açık açık konuşmaya başladı.

Çevirmenin adına kapakta yer vermeyen zihniyet…

Çevirmen bir metni başka bir dile aktarmaktan öte bir role sahip. Hâkim oldukları yabancı dilde keşfettikleri yeni yazarları tanıtmada ve yayınevlerine önermede büyük bir rol oynarlar -bir nevi ajans gibidirler. Bir metni başka bir dilde yeniden yazan çevirmen, koca bir yükün altına girer. Yalnızca çeviri ile yaşamını devam ettirmeye çalışanların yaşadığı zorlukları düşünün…

Özellikle telif hakkı sona eren çeviri kitapların, ‘merdiven altı’ yayınevlerinin elinde hangi hallere dönüştüğünü birçok iyi okur bilir. Bu yüzden, çevirmenin adının kapakta yer alması, çeviriye olan güveni de artırma da büyük bir etken. Fakat bu ülkeden ülkeye değişiyor. Mesela, Amerikalı okurların çeviri metinlere karşı olan ‘temkinli’ tavrı nedeniyle, kimi yayıncılar çevirmenin ismine kapakta yer vermez -İngilizcede çeviri edebiyatın azlığı bununla ilişkilendirilebilir. Ferrante gibi pek çok İtalyan yazarları çeviren Ann Goldstein bunu Amerikalıların eline aldıkları kitabın çeviri olduğunu öğrenince okumayacağı efsanesine bağlıyor.

Çevirmenleri öne çıkaran etkenlerden biri son yıllarda verilen ödüller oldu. Örneğin, saygın edebiyat ödülü Uluslararası Man Booker ve Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası’nın EBRD Edebiyat Ödülü yazar ve kitabın çevirmeni arasında eşit olarak paylaştırılıyor. Para miktarıyla dikkat çeken, Katar merkezli Şeyh Hamad Çeviri ve Uluslararası Uzlaşma Ödülü de çevirmene odaklanan bir başka uluslararası ödül. Türkiye’den İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, edebiyat çevirilerini desteklemek amacıyla verilen Talât Sait Halman Çeviri Ödülü de önemli bir işlev görüyor.

Çevirmenin karşılıksız kalan emeği

Çeviri alanındaki bu gelişmelere rağmen, 2018’de, Nobelli yazar Olga Tokarczuk’un Uçuşlar (Flights) romanını İngilizceye kazandıran ve bu çeviriyle Man Booker ödülüne değer görülen Jennifer Croft’un adı, kitabın kapağında yoktu. Romanın çevirisine yılları veren Croft, New York Times’da bu ayın başında yayımlanan söyleşisinde, yaşadığı hayal kırıklığından söz ediyordu. Haksız bir yakınma değildi bu.

Croft geçtiğimiz yaz, Twitter üzerinden, büyük bir cesaret göstererek, kapağında çevirmen olarak ismine yer vermeyen kitapları tercüme etmeyeceğini duyurdu. Croft, yayınevlerinin bu tavırla hem kendisine hem de kitabın okuyucusuna saygısızlık yaptığını aktarıyordu. Pek çok yazar, çevirmen ve yayınevine Croft’a destek verdi. Büyük bir değişimin habercisiydi bu. Pan Macmillan gibi büyük yayınevleri bu gelişmeden sonra çevirmenin adına kapakta yer vereceğini duyurdu.

Yazar ve çevirmen aynı cephede

Croft’un geçtiğimiz bu ‘başkaldırı’ nihayetinde meyvesini verdi. Nobelli yazar Olga Tokarczuk’un ‘şaheser’i olarak tanımlanan “The Books of Jacob”, adlı romanını yakın zamanda İngilizceye çeviren Croft’un ismi, bu kez kapakta yer alıyor. Daha da önemlisi, yayınevi satılan her kitabın başına Croft’a telif ödeyecek. Bir çevirmenin verdiği emek ve aldığı telif hakkı arasında büyük uçurumlar göz önünde bulundurulduğunda bu gelişmenin çevirmenler adına yeni bir başlangıç olduğu söylenebilir. Fakat, yayınevlerinin bunu bir kural haline getirip getirmeyeceğini kestirmek zor –Türkiye gibi telif konusunda pek de hassas olmayan ülkelerin yayıncılık anlayışı karamsar bir portre çiziyor. Bunun güzel örnekleri de var. Amerika’daki bağımsız yayınevi, Catapult, 2020’de, çevirmenin adını ön kapağa koymayı bir politika haline getirdiklerini duyurmuş, çevirmenleri satılan tüm kopyalardan telif ücreti ödeyeceğini paylaşmıştı.

Çevirmenlerin yayınlanan her kitap için telif ücreti alma hakkı var; fakat bu biraz da yayınevinin insafına kalmış bir mevzu. Yazar ve çevirmen bu konuda aynı cephede olursa, bu orantısızlık çözülür, tıpkı Nobelli yazar Olga Tokarczuk’un kitabının çevirmeni Jennifer Croft’a verdiği destek gibi. Yayıncılık dünyasının bu değişime ne kadar açık olduğu bir muamma. Lâkin, bunun üzerine konuşulmaya başlanması bile çevirmenin telif hakkı ve şeffaflık adına büyük bir mesafe.

Comments