Salinger cephesinden haberler


Yazarların ölümünün ardından geride bıraktıkları edebi miras hep tartışma konusu olmuştur. Hak sahipleri bu mirasa dilediği gibi muamele ederken, söz konusu olan huysuzluğuyla meşhur bir yazarsa kimi yayıncılar bunu fırsata çevirir. Kıyıda köşede kalmış ve yazarın yeniden basılmasını arzu etmediği metinler bir anda kıymete biner ve okurların unuttuğu eserler yeniden dolaşıma girer. Şöhrete ulaştıktan sonra münzevi yaşamayı seçen ve neredeyse yarım asır gözlerden uzak bir ömür süren J. D. Salinger, bu tür yazarların ilk akla gelenidir şüphesiz. Salinger’ın 2010’daki ölümünün ardından -ki henüz hayattayken pek çok eserinin yeniden yayımlanmasına izin vermiyordu- tartışmalar hemen alevlendi. Çekmecesinde yayımlanmayı bekleyen eserlerin varlığı bir yana, baskısı yapılmayan kitapları yayın dünyasının iştahını kabarttı. Yazarın edebi mirasını korumak için kurulan J.D. Salinger Literary Trust, Salinger’ın yayımlanmamış dört eserinin çeşitli aralıklarla basılacağını duyurmuştu. Yazarın gün yüzüne çıkmamış metinleri 2015’ten itibaren okurla buluşacak. Sevenleri Salinger’ın yayımlanmamış metinlerini bekleyedursun, yayıncılar onun senelerdir kitaplaşmayan öykülerinin peşine çoktan düşmüştü.

CEKETİNİ ÇALDIRAN SALINGER!

Salinger’ın 1940’lı yıllarda çeşitli dergilerde yayımladığı üç hikâyesi “J.D. Salinger: Three Early Stories” adıyla 70 yıl sonra ilk kez tek kitap halinde ve yeni illüstrasyonlarla satışa sunuldu. ‘Devrim’ niteliğindeki bu kararla birlikte yazarın bu üç hikâyesi dijital yayıncılığın cazibesinden uzak kalamayarak e-kitap ve sesli kitap olarak da ilk kez okurla buluşmuş oldu. Salinger’ın 20’li yaşlarında yazdığı “The Young Folks”, “Go See Eddie” ve “Once a Week Won’t Kill You” adlı üç hikâyenin basımını üstlenen bağımsız yayınevi Devault-Graves’ın yayım haklarını almasıyla Salinger için yeni bir dönem başlamış oldu. Salinger, pek ortalarda görünen bir yazar olmadığı için 1965’te New Yorker dergisinde çıkan “Hapworth 16, 1924” öyküsünün ardından hiçbir şey yayımlamaz. Öyle ki, öykülerinin iki ciltte bir araya getirilmesinden pek hoşnut değildir ve 1974’te New York Times’ta bu memnuniyetsizliğini şöyle anlatır: “Sevdiğiniz ceketinizi birinin dolabınıza girip çaldığını düşünün, işte kendimi öyle hissediyorum.”

Yayıncının bu üç hikâyeyi keşfi, geçtiğimiz yıl Salinger hakkında hazırlanan belgeselde, yazarın “Çavdar Tarlasında Çocuklar” adlı kitabından önce yirmi bir hikâye yazdığını öğrenmesiyle başlar. Uzun bir araştırmanın ardından üç hikâyenin peşine düşen yayınevi, yazarın edebi mirasını koruma altına almak için kurulan J.D. Salinger Literary Trust adlı kurumla anlaşır ve hikâyeleri yayımlar. Yayınevi, Salinger’ın bu konudaki hassasiyetini de ıskalamaz. Zira Salinger ne fotoğrafının ne de biyografisinin kitapta olmasını isteyen bir yazardı. Bunu dikkate alan yayınevi olabildiğince yalın bir kapak kullanmış öyküler için. Bir de sürpriz var okura: İllüstrasyonlar... Yayıncı, “Salinger kitabı görseydi muhtemelen beğenmeyecekti.” dedikten sonra yapabileceklerinin en iyisi için uğraştıklarını söylüyor.

Story dergisi ve University of Kansas City Review’da yayımlanan bu üç hikâyenin yeniden basım haklarını almayı başaran yayınevi genç bir çizerle anlaşarak öykülere görsel hazırlatmış. Çizer Anne Rose Yoken’ın da yolu Çavdar Tarlasında Çocuklar’dan geçmiş ve Salinger’a hayran bir okur. Çizimlerinde metnin sesini vermeye çalıştığını söyleyen çizer, illüstrasyonlarıyla öykülere eşlik ediyor. Bakalım, Salinger’ın ölümünden sonra yayımlanan öykülerini Türkçede ne zaman okuma imkânı bulacağız. Ülkemizde azımsanmayacak bir okur kitlesi bulunan yazarın bu üç öyküsünü okumak elbette ‘Salinger Sevenler Cemaati’nin de hakkı!

Salinger ile geçen kısa bir an!

Salinger'ın dünyasını önümüze seren bir başka yeni kitap ise yazarı temsil eden edebiyat ajansında bir dönem asistanlık yapan Joanna Rakoff'un hatıralarını anlattığı ‘My Salinger Year'. Rakoff'un yazara pek yakın olduğu söylenemez, zira asıl yaptığı, ajansta Salinger'a gelen okur mektuplarını cevaplamaktır. Öyle ki, işe başladığında ajansın temsil ettiği yazarlardan birinin Salinger olduğundan bile habersizdir. Patronu kendisini kimseye Salinger'ın telefonunu veya adresini vermemesi gerektiği konusunda uyarır ve Salinger ile bir yakınlık kurma hayalinden uzak durmasını tembihler. Salinger'ı bir kez ajansa geldiğinde gören Rakoff'un kitabının eleştirmenlerden pek de iyi not almadığını belirtelim. Özellikle "Salinger ismi üzerinden kendine pay çıkarmaya çalıştığı" gerekçesiyle eleştiriliyor Rakoff.

Musa İğrek
Zaman Gazetesi
19 Ağustos 2014




Comments